Anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ekim 2014 Pazartesi

Diş kaşıntısı ve sonucunda diş buğdayı (diş hediği) partisi

Süslü diş kurabiyesi Uzun süren kaşıntılar, sürekli ağza bir şeyler sokma, ellerin kolların salyaya bulanması sonucu dişlerimiz ortaya çıkmaya başladı. İlk diş filizini gördüğümüz zaman eskide kalmış bir geleneği diş buğdayı kutlamasını yapmak istedik.

Bir geleneği daha yaşattık, ne mutlu bize...

Bebekler doğar doğmaz zaten ellerini ağızlarına sokabilmek için büyük çaba sarfederler ve sonunda da başarırlar. Her geçen gün ellerini parmaklarını ağızlarına sokabilmeyi gelişen motor becerileri ile birlikte daha başarılı bir şekilde gerçekleştirirler. Bizim oğlumuzda da aynısı oldu ve elinin tamamını ağzına sokabildiği gün bizi ve kendini çok mutlu etti. Bir buçuk yaşında oldu ama bizimki elini ve parmaklarını ağzından hala çıkaramadı. Dişlerimiz hala çıkmaya devam ediyor ve bu diş kaşıma serüveni de dolayısıyla devam ediyor.

İlk dişinin çıktığı günü daha doğrusu bunu farkettiğimiz günü an ve an hatırlıyorum. Günlerce dişi çıktı çıkacak diye beklerken 9. ayına ulaşan bebeğimizin hala dişi yoktu. Bir anne ve eğlenceyi seven biri olarak dişinin çıkmasını, bunu birinin farketmesini ve oğluma hediye almak zorunda kalmasını, en sonunda da diş buğdayı ya da bizim oralardaki deyimle diş hediği kutlamasını yapmayı heyecanla bekliyordum.

kurabiyelikHerkesin kirli temiz demeden oğlumun ağzına parmaklarını sokmasına hem sinir olurdum hem de birşey diyemezdim. Aynı olayı kendimde düşünemediğimden, çocuğumun ağzına parmağımı sokmazdım. İlk kez ağzında beyazlık görünce parmağımla kontrol ettim ve o testere gibi keskin minik dişi gördüm. Bu durumda çocuğum için değişik bir durum olmadı. Her zaman ben ona birşeyler alırdım ki yine ben aldım :)

Sıra diş buğdayı kutlamasına gelmişti. İşe daha önceden aldığım diş şeklinde kurabiye kalıpları ve beyaz şeker hamuru ile diş kurabiyelerimi yapmakla başladım. Büyük bir parti yapmayı planlarken eşimin teyzesinin vefat etmesinden dolayı kendi aramızda ufak bir kutlama yapmaya karar verdim. Kimse olmayacağı için pastamızı da evde yaptık. Diş buğdayı için hazırladığım buğday, şekerli leblebi, badem, fındık, şeker, tarçın ile hazırladığım karışımı kadehlere paylaştırdım ve üzerini nar taneleri ile süsledim. Kadehlere mavi kurdelalar bağladım ve tepesinde nazar boncuğu olan cam çay kaşıklarıyla da süs yaptım. Tuzlu fincan kekler yaptım ve kartondan aldığım mavi fincan kek standına yerleştirdim. Menümü ufak tefek aparatifler ve kısırla tamamladım. Etrafı süslemek için de mavi şirin uçan balonumuz vardı. Balonu ve gece kendi ellerimle hazırladığım "dişim çıktı" duvar yazısını kullandım.

Diş buğdayı sofrası
diş buğday sofrası
diş buğdayı keki
stantta kurabiye

Herkes de memnun kaldı. Burada hani kimse yoktu diyenlerin sesini duyar gibi oldum. Baş başa bir kutlama yapmayı planlarken iki yakın arkadaşımızı bize fotoğraf çekmeleri için davet ettik ama onlara diş buğdayından da bahsetmedik elbette. Sonra ansızın amcam ve yengem başsağlığına geldiler. Elbette başsağlığına gelmişken kutlama bulmaları :) onlar için de değişik oldu.

Böylece atalarımızdan yadigar bir geleneği yaşatmış olduk. Bu gelenek bilmeyenlere duyurulur bir Türk geleneğidir. İlk dişini çıkaran çocuk için bereket, bolluk sağlaması, dişlerin sağlam olması amacıyla bolluk ve bereketin sembolü buğday haşlanarak pişirilir. Gerisi size kalmış :) Bu arada bazı yörelerde bu buğdayın içerisine altın gibi bir nişan atılır. Altın kime çıkarsa çocuğu baştan aşağı giyindirir. Bu kutlamada tepsiye meslekleri ifade eden nişanlar konur ve bebeğin bunlardan birini almasıyla o meslekten olacağına inanılır.
Şöyle bir toparlamak gerekirse, hazırlık aşaması için:
meslek tepsisi
Diş buğdayı menüsü; diş buğdayı, parti pastası (tercihe göre diş şeklinde yaptırılabilir ya da benim dişi diş figürleri ile süsleyebilirsiniz), fincan kek, kısır, çeşitli salata, şekerleme, diş şeklinde jelibon ve diş şeklinde hediyelik kurabiyeler.
Tepsiye konulacaklar; Kuran, makas, anahtar, kalem, derece, tarak, telefon... aklınıza meslek çağrıştıran her türlü obje.

Çocuğunuzla eğlenmek dünyadaki en güzel şey keşke yakınımızda daha çok akrabamız olsa da bu mutlu dakikaları onlarla da paylaşabilsek.

Eskiden diş buğday partisi varmış


Diş buğdayı çok eski bir gelenekmiş. İşin aslı oğlum 3-4 aylık olana, herkesin "diş çıkardı mı?" sorusuna maruz kadar bu terimi hiç duymamıştım. Bir ara hanım dile getirdiğinde dalga geçiyor diye düşünsem de böyle bir kutlamanın yapıldığını o zaman anlatmıştı. Tabi tek bir ağızdan özellikle de kutlama yapmaya hevesli eşimden bunu duyunca pek kabul edilebilir olmuyordu. Taa ki teyzemin de diş buğdayı kutlamasını dile getirene kadar.

Hemen her süreçte olduğu gibi hanımın önderliğinde diş buğdayı kutlaması (partisi) yapmaya karar verdik. Aile arasında, evimizin sıcak ortamında düzenleyeceğimiz parti için hazırlıklara başladık. İşin aslı maddi desteğin yanında küçücük manevi desteklerin ilerisine geçemedim. Özellikle diş buğdayı partisinin yapılacağı gün mutfaktaki başarılı çalışmanın hakkını verdim.

Eşimin hazırladığı "Dişim Çıktı" yazısının yanına aldığımız birkaç parça süs ve balon ile süslemeleri tamamladık. Masa düzeni de kurulduktan sonra hanımın yaptıklarıyla, kurabiye kalıplarından üretilen dişler dahil bir güzel donattık. Son olarak akraba ve arkadaşlarımız teşrif ettikten sonra kutlamaya (sofraya oturduk :)) başladık.

seçim yapan bebekDiş buğday partisinin asıl önemli noktası bir tepsi içerisine meslekleri temsil eden eşyaların yerleştirilip bebek tarafından seçim yaptırılmasını sağlamakmış. Güya ileride bu mesleklere ilgisi oluyormuş. Biz de buna uyarak bir tepsi içerisine mesleklere dikkat etmeden elimize ne geçtiyse koyduk ve oğlumuzun önüne sunduk.

Sonuç olarak araba anahtarı ve makası seçen oğlumuz için "Mobil Kuaför", "Arabalı kuaför", "Zengin modacı" şeklinde yorumlarda bulunduk.
İşin temelinde bir araya gelip güzel bir vakit geçirme olduğundan partimizin başarılı geçtiğini söyleyebiliriz. Eski bir geleneği yad etmemiz de cabası oldu.

Bu arada yakın bir zamanda bir başka arkadaşımız da diş buğdayı kutlaması yaptı. Farklı süsleme tarzı örnek teşkil edebilir diye resimlerini paylaşmak istedik. Nice yeni dişlere...


diş partisi peçete diş buğdayı süsü diş partisi sepeti diş süs şekeri diş keki
[Devamı...]

8 Eylül 2014 Pazartesi

1 yaş günü kutlaması

iyiki doğdun süsü
Bir sene nasıl geçti hiç anlamadık dersek pek de yalan olmaz. Acısıyla tatlısıyla bebeğimizle bir seneyi doldurmuş bulunuyoruz. Bu güzel gün için her ne kadar akrabalarımız yanımızda olmasa da ufak bir kutlama yapalım istedik. Kutlamanın ana teması son günlerde Osmanlı dizilerinden yola çıkarak şehzade oldu.


Annesinin Şehzadesi

Benim oğlum büyüdü kocaman oldu :) 1 sene içerisinde yaklaşık 10 kilo aldı ve 25 cm uzadı. Eski fotoğraflara bakınca her geçen gün biz farkedemesek de bariz şekilde değiştiğini şekillendiği görülebiliyor. Her çocuğun birinci yaş günü büyük kutlamalara sahne olur, hele de ailenin ilk bebeği ise kutlama abartılabilir de. Ben de abartıp bir çok şey yapmak istedim ama akrabalarımızın yakınımızda olmaması bizi küçük aile arasında bir parti yapmaya zorladı.

Bir yaş gününde değerlendirme ve seçimler şu şekilde yapılabilir:
Renk: Ben oğluşumun henüz belli bir çizgi film karakteri hayranı olmadığı için erkek rengi olan maviyi ve benim en çok sevdiğim turkuazı seçtim. Bu rengi seçerken avantajım evde mavi çiçekli tabaklarımın, onlara uygun mavi saplı çatal bıçak takımımın, mavi fil detaylı kağıt peçetelerimin mevcut oluşuydu. 

Süsleme: Süsleme olayı "İYİ Kİ DOĞDUN" yazısıyla başlıyor sanırım. Ben süslemelerimi Party Time dan aldım. Orada Türkçe bir şey bulmak inanın çok zor hatta imkansız ve ben ingilizce yazılara oldukça sinir oluyorum. Güzelim Türkçe varken neden yani, komik geliyor bana. Bu nedenle büyük yazılı bir şey bulamamıştım ki Trabzondan halamız oğluşumun hediyesi ile beraber kocaman süslü tam bizlik diyebileceğim o yazıyı gönderdi. İkinci olarak balonlar ve benim tercihim olan uçan balonlar :) Kocaman yaklaşık 80 cm boyunda bir "1" balonu aldım. Fotoğraflarda güzel çıkacağını düşündüm. Daha sonra yine mavi uçan balonlar, kiminin üzerinde "iyi ki doğdun" kimininkinde ise "1 yaşında" yazıyordu. Onları bir demet yapıp masanın köşesine koydum. Masa için ise kekler için mavi bir stand ve mavi ya da cam servis tabakları kullandım.

1 yaş sofrası doğum günü kek standı 1 yaş kurabiyesi süslü 1 şeklinde kurabiye

Davetliler: Bizim akrabalarımız uzakta olduğundan eşimin teyzeleri ve ailelerini davet ettik. Süpriz olarak da anneannemiz ve benim teyzemin kızı memleketten geldiler. Böylece kalabalık olmuş olduk.  Doğum günlerinde bence öncelik çocuklu ailelere verilmeli çünkü bu çocuğun günü ve yaşıtlarının olması çok önemli. Maalesef bizim bu tarz arkadaşlarımız da çok fazla yoktu. 

1 yaş pastasıVe her doğum gününün vazgeçilmezi pasta :)

Pasta: Diş buğdayında çok güzel bir yaş pasta yapmıştım. Hazır malzemeler kullanmış olsam bile lezzeti ve süslemesi güzeldi. Doğum gününde maalesef tek başıma hazırlanmam zamanımın kısıtlı olması ve bir sürü aksilikten dolayı pasta tam anlamıyla olsun diye yapılmış oldu ve yendi ama kesinlikle istediğim gibi olmadı. Hazır pasta tercih edilmeli kesinlikle. 

doğum günü şehzadesiKıyafet: Bebeğin doğum gününde ön plana çıkmaması imkansız ama özel bir kıyafetinin olması da son zamanlarda çok moda. Ben de Muhteşem Yüzyıl izleyicisi olarak ve eşimle oradaki şehzade kıyafetlerini çok beğendiğimizden kıyafetin şehzade kıyafeti olmasına karar verdim. Oturup kendim diktim :) Kumaşı bulmak çok zor oldu ama buldum. Eminönünde bile bu tarz bir kumaş bulmak zormuş haberiniz olsun. Fotoğraftan da görüldüğü üzere çok sevimli oldu oğlum :)

Doğum günümüzde tek aksilik oğlumun uykusunun gelmiş olmasıydı. Tek güzel fotoğrafımız olamadı maalesef. Pastayı uyanınca keselim dedim ve uyuyup uyanmasına rağmen oğlumu mutlu edemedik. Sizlere tavsiyem doğum gününü muhakkak haftasonu yapın. Cuma gününe denk geldi bizim doğum günümüz ve ben de o gün yapılacak diye tutturdum. Elbette bu parti bebeğin uyku saatlerine göre ayarlanmalı ve benim gibi inatçı olunmamalı. 

Son zamanlar da bir de otellerde ve okul öncesi hazırlık okullarında doğum günü yapıldığını farkettim. Özellikle İstanbulda bu partilerin bayağı da abartıldığını gördüm. Yaklaşık 1500 TL ile doğum günü partileri yapılıyor ki bu bana özellikle belli bir konsepte bağlanmış olduğundan çok da mantıklı gelmiyor. Belki 5-6 yaşlarında arkadaşları olan çocuklar için mantığa uyabilir ama belki. 

Kısaca oğlun iyi ki doğdu ve her doğum gününde uzun yıllar beraber oluruz inşallah... Sizlerin de bebeklerinin doğum günleri çok güzel olsun inşallah...

Doğum günü ve baba


iyiki doğdum süsü
Bence doğum günü kutlama fikri kızlar tarafından oluşturulmuş, derdi, tasası, neşesi ile bütün bayanları sarmış özel günler diyebilirim. Belki ben ve benim çevremdeki insanların doğum günlerine hiç önem vermemesi nedeniyle bu hale geldim ama halimden memnunum diyebilirim.

Bir yaşına giren bebeğimiz için düzenlenecek doğum günü kutlamasının benim gibi bir babanın haliyle bir beklentisi olamaz. Belki yiyeceklerin bolluğu hafif bir istek uyandırabilir. Beklenti olmayınca hazırlık da olmuyor. Neyseki annemiz bu konuda beceresini ve azmini ortaya koydu ve sonunda benim de çok hoşuma giden şehzade konsepti ortaya çıktı.

İşin içerisinde direkt olarak bulunmasam da hanımın şehzade kaftanını dikebilmesi için oğlumuza bakmada, ayrıca son gün getir götür işlerinde ve alışverişte yardımcı olduğumu söyleyebilirim. Onun dışında tipik bir baba gibi hiçbir şeye karışmadım.

1 şeklinde uçan balon"Bir yaşında ufak bir bebek ne anlayacak kutlamadan" mantığıyla hareket ederek her türlü harcamanın önüne geçmeye çalıştığımı da itiraf etmeliyim. Sonuçta doğum gününde akrabalarımızdan gelenler oldu. İyi de oldu bu tarz kutlamalarda kalabalık olmak gerekiyor.

Her ne kadar oğlumuz doğum günü boyunca mızmız olsa da acısıyla tatlısıyla bir sene doldurup, bir yaş günü kutlamamızı yapmış olduk. Babalara tek nasihatim annelerin üzerine çok gitmesinler, bizim şehzade kıyafeti ve pastalar gibi güzel şeyler ortaya çıkabiliyor :)
[Devamı...]

2 Eylül 2014 Salı

0-6 Aylık Bebeğin Beslenmesi

Bu sefer ki makalemiz hazır bir dokümandan alıntı olacak. Geçen gün çekmeceleri karıştırırken hamilelik zamanında aile doktorumuzun bize verdiği çocuk doktoru tarafından yazılmış yeni doğan beslenmesiyle ilgili yazıya rastladık. Her ne kadar aile hekimleri tarafından hamile bayanlarla bu yazı yada bilgilendirme paylaşılıyor olsa da biz de bunu sitemizde yayınlamak istedik.

6 aya kadar bebek beslenmesi
  • İlk 6 ayda yalnızca anne sütü ile beslenen bebekler ishal ve zatürre gibi bulaşıcı ve alerjik hastalıklara daha az yakalanırlar ve daha sağlıklı büyürler.
  • İlk 6 ay bebeğinizi yalnızca anne sütü ile besleyiniz.
  • İlk günlerde gelen anne sütü çok besleyicidir, bebeğinizi sık sık emzirerek bu sütten yararlanmasını sağlayınız.
  • Anne sütünün artmasını sağlamak için göğüslerinizin boşalması gerekmektedir. Bu nedenle bebeğinizi sık besleyiniz. Bebeğinizin emmediği durumlarda göğüslerinizi pompa ile boşaltınız.
  • Bebeği emzirirken başlangıçta göğüs uçlarında acıma, çatlak gibi durumlar sık görülür. Bu durumda bebek sık emzirilmemeli ve göğüs başları kuru tutulmalıdır.
  • Emziren anneler her zaman sütyen giymelidir. Sütyen bol ve pamukludan yapılmış olmalıdır.
Emzirme sırasında dikkat edilmesi gerekenler:
  • Emzirmeye başlamadan önce ellerinizi yıkayınız.
  • Emzirirken sırtınızı dayayabileceğiniz şekilde dik oturunuz.
  • Her gün banyo yapmayan anneler meme başlarını günde bir kez kaynamış su ile silmelidirler. Meme başlarının nemli olması çatlaklara neden olur.
  • Emzirirken bebeğin burun deliklerinin açık olmasına dikkat ediniz.
  • Her emzirme öğününden sonra bebeğinizin gazını çıkarınız.
  • Beslenme programını bebeğinizin isteğine göre düzenleyiniz.
Emziren annelerin dengeli beslenmesi anne ve bebek sağlığı açısından çok önemlidir. Bu nedenle anneler:
  • Günde 3lt (12 su bardağı) kadar sulu gıdalar; su, süt, az şekerli limonata, komposto, çorbalar vb. almalıdır.
  • Günlük beslenmede en az 2 su bardağı süt veya yoğurt, 1 köfte kadar et, 1 adet yumurta, 3 ince dilim ekmek veya 3 porsiyon unlu yiyecek, 2 adet meyve bulunmalıdır.
  • Anne sütü verilirken sigara içilmemeli, çay, kahve, kola gibi besleyici değeri olmayan içecekler tüketilmemelidir.
[Devamı...]

25 Ağustos 2014 Pazartesi

Bebeğinize ev yoğurdu hazırlamak

Eskiden hep ev yoğurdu yapılırdı. Günümüzde ise hemen her markette zevkinize göre bütçenize göre kaymaklı, kaymaksız, meyveli v.b gibi birçok çeşit yoğurt bulunabiliyor. Üstelik üretim zahmetine ve tutturma şansına kalmadan her bütçeye uygun yoğurt alabiliyorsunuz.

Ev yoğurdu yapmak


Son zamanlarda ev yoğurdu ya da evde yoğurt yapma biraz da gündeme gelmeye başladı. Bizim çevremizde mi oluyor bilmiyoruz ama genel olarak kişiler kendi yaptıkları ya da evde yapılan yoğurdu tercih ediyorlar. Bize de bu furyaya uyarak ayağımıza kadar gelen mahallenin sütçüsünden aldığımız 5 kiloluk süt ile ev yoğurdu yapmaya başladık. Sonrasında aklımıza bebeğimize yedirdiğimiz meyve-sebze pürelerinin şişeleri geldi ve bebeğimize yoğurt hazırlayalım dedik.

Aslında normal ev yoğurdundan hiçbir farkı yok. Sadece şekil olarak çok güzel göründü bize. Kısaca özetlemek gerekirse;

  • Sütü kaynatıyoruz
  • Süt kaynadıktan sonra dinlendirmeye bırakıyoruz
  • Parmağımızı yakmayacak sıcaklığa (ılık-sıcak) inene kadar bekletiyoruz
  • Önceden sakladığımız meyve-sebze püresi kaplarına ılınmış sütümüzden dolduruyoruz
  • Piyasadan aldığınız herhangi bir yoğurdu kullanarak ortalama şişe başına 1-2 çay kaşığı kadar yoğurdu şişelerimize koyuyoruz
  • Hazırladığımız mayalanmış şişelerimizi sarıp sarmalayıp sıcak bir ortamda tutmaya çalışıyoruz.
  • Yaklaşık 3-4 saat sonunda sakladığımız yerden çıkarıp buzdolabına kaldırıyoruz
Dikkat ederseniz bu işlemden sonra şişelerin kapakları ilk alındığında olduğu gibi sıkı bir şekilde tutturulmuş oluyor. Tıpkı annelerimizin konserveleri gibi tutmuş oluyor. Bundan sonra bebeğinize yedirmeniz gerektiğinde gururla ve sevgiyle şişelerinizi açıp tüketebilirsiniz.
yoğurtluk şişe
mama şişesinde süt

şisede yoğurt hazırlamak

[Devamı...]

21 Ocak 2014 Salı

2014 İBS Anne Bebek ve Çocuk Fuarı

Üst üste gelen uçuş iptalleri ve bir pazar günü aniden verdiğimiz karar ile bu sene de İBS anne bebek ve çocuk fuarına katılmak nasip oldu. Geçen seneyi bu sene ile harmanlayarak fikirlerimizi bu başlık altında yayınlamak istedik.

Anne çocuk fuarı

Kitap ve hediyelik eşya fuarları hariç pek fuarlara katıldığımı söyleyemem. 2013 İBS Anne Bebek Çocuk fuarında hamileydim. Hamileyken hazırlıkları düşünmek ne alacağını bilememek de söz konusu maalesef. Biz fuara gittiğimizde pek fiyatlar hakkında bilgi sahibi değildik. Bu nedenle de çok fazla birşey almadık. Bebek arabası konusundaki araştırmalarım sonucu sadece bu konuda bilgi sahibi idik ve bebek arabamızı da aldık. Bebek doğduğunda yapılacak oda süslemesi için daha sonradan farkettiğim çok uygun fiyatlar söz konusuymuş ama o an farkında olamadığımızdan almadık. Sonuç olarak da ucuz fiyatları gördükten sonra pahalısını da almak istemedik. 

Güzel bir fuardı, ulaşım gittiğimiz saatten ötürü kolay olmuştu. Park alanının çamurlu olması dışında bir zorlukla karşılaşmadık. Hamile iken etrafta onlarca hamile insan görmek çok keyifli oluyor. Satıcılarında elbette dikkatini çekiyor ve birşeyler almamız için uğraşıyorlardı. Kıyafet almak haricinde herşeye baktık. Bebek gazı için masaj egzersizi yapan bir eğitmeni seyrettik. Aslında saatlerine ve etkilik durumlarına baktıktan sonra bir fuara gidilmesi gerektiğini artık fuar deneyimlerimden sonra öğrenmiş oldum.

Bu yılki fuara indirimli olarak gidebilmek için önceden internetten online olarak kaydımızı yaptım. Fuar alanı metro ile gidilebilecek kadar yakın olduğundan park sorununu ortadan kaldıralım dedik, tek hatamız bebek arabasını almamak oldu, yorulduk. Diğer taraftan bebek arasıyle fuarda dolaşmak da aşırı zor olacaktı, bu nedenle belki de hata da yapmamış olduk. Ben diş buğdayı ve yaş günü için süslemeler almayı planlıyordum ama maalesef süsleme satanlar bu sene sırra kadem basmışlardı. Bir tane bile yoktu. Kıyafet almak da ikinci düşüncemdi ama kıyafet konusunda seçenek fazla yoktu ve var olanlarda aşırı pahalı idiler. Bebek giyimde fazla para vermenin yersiz olduğu görüşündeyim. 2 ay bile giyinemeyeceği bir tulum için 200 lira vermek akıllıca gelmiyor. 2014 fuarında tek aldığımız şey minik ayakkabılar oldu. Eşim karton ayakkabılar diye dalga geçip duruyor :) Sıcaklık ölçer, rezene çayı, boy ölçme cetveli, şekerlemeler gibi hediyeler de aldık. Güzeldi, keşke yemek için de mantıklı yerler olsaydı eve zor düştük, yemek ve çaydan sonra kendimize geldik. 

Bebeğimiz küçük olduğundan etkinliklere pek katılamadık, sadece yılın en güzel annesi diye buz dolabına yapıştırabileceğimiz bir fotoğrafımız oldu. O an çekip verdiler. Bence 3-5 yaş çocukları için süper bir zaman geçirme yeriydi.

İki yıl arasında bir karşılaştırma yapmak gerekirse şunlara değinmek gerek. 2013 fuarında ağırlıklı olarak süslemeler vardı, 2014 fuarında ise oyuncak ve eğitim setleri. 2013 fuarında fuar alanı büyük ferah ve yeterli idi. 2014 fuarında maalesef basık, kalabalığı kaldıramayacak bir alan seçilmişti. Park sorunu kapalı ve paralı bir otopark olduğundan yoktu ama fuara gidip, park parası, fuar ücreti verince artık alışverişten zaten yaklaşık -30 lira ile başladığınızdan kar etmeyi bekleyemezsiniz. 2015 fuarına gider miyiz bilmem ama umarım daha başarılı bir fuar olur.

Fuarda bir de röportaj teklifi geldi ve eşimle bebeğimiz televizyona çıktılar :) Tabi ki web TVde 9. dakikadan sonrasını seyredebilirsiniz.

http://ailemizle.tv/?p=983

Not: Bebeğiniz karnınızdayken gezmek çok daha kolay.

İBS Anne bebek çocuk fuarında babanın işi

Aslında cuma günü billboardlarda reklamını görünce cumartesi günü için gitme düşüncem olduysa da başka işlerin araya girmesiyle fuara gitmeyi dillendirmedim. Pazar günü hanımın organizasyonu ile birlikte fuar maceramız başlamış oldu.

Bu seneki fuar yeri bizim eve yakın olması nedeniyle metro ile ulaşımı tercih ettik. İstanbul kongre merkezinin yerini tam olarak bilmediğim için metrodan indikten sonra tahmini istikamete doğru yürüyüşe geçtik. Yollarda giderken en azından bir afiş olsa işimiz daha kolay olabilirdi.

Fuara geldiğimizde metro ve yürüyüş sırasında karnı acıkan oğlumuzu doyurduktan sonra arkadaşlarımızı bir parça bekledik. Arkadaşlarımızın da gelmesiyle birlikte gezi sürecine başladık. Her ne kadar şehir içinde oluşu güzel olsa da fuar yeri olarak biraz basık ve havasız kalan bir mekan olmuş İstanbul Kongre Merkezi. Yer yer ziyaretçilerin akın ettiği firmaların önünden geçmek koridorlar dar kaldığı için sorun oluyordu. Geçen seneki organizasyona göre marka ve ürün bazında daha kalabalık bulduğumu söyleyebilirim. Daha bilindik firmalar (hatta araba firmaları) daha fazla etkinlik vardı. Anne, bebek, çocuk hakkında aklınıza gelen gelmeyen her türlü firma, cihaz, etkinlik, ürün... oradaydı. Geçen sene bolca rastladığımız doğum süsleri, süslemeler satan firmalara pek rastlamadık.Onun yerine yarışmalar, ödüller daha fazlaydı. Ayrıca yeni internet sitelerinin tanıtımı yapan birçok firmanın broşürü de elimize geliverdi. (Biz de bişeyler yapabilirdik :P)

Genel olarak bebek askısı (babasling) ile oğlanı taşıyarak geçirdiğim bir fuar oldu. Üzerime taktığım babasling çok dikkat çekmiş olacak ki nereden aldınız diye soranlar oldu. Gel gör ki fuarda satışını veya reklamını yapan bir firma da göremedim. Hanımla anlaşıyorsanız gidilip görülmesi en azından farklı bir zaman geçirmesi diyebilirim.

Son dakikada kapıdan çıkarken yaptığım röportajda da belirttiğim gibi anne ve çocuk fuarı. Babalar biraz konu mankeni (hatta spikerin yönelttiği gibi bankamatik ve çocuk bakıcısı mı?).


[Devamı...]

16 Aralık 2013 Pazartesi

Katı mamaya geçiş zamanı

Kamu spotunda belirttiği gibi 6.aydan sonra bebeklerin ek besine ihtiyaçları vardır. Ek besin ektir. Temel besin anne sütüne devam edilmelidir. Oğlumuz da altıncı ayını doldurdu ve ek besin zamanı geldi. Artık anne sütüyle birlikte Dünya'nın diğer lezzetlerini tatmak gerekir.


Oğluşum 6 aylık

Bebeğimize ilk 4 ay su dahil anne sütünden başka birşey vermedik. Gerçi arada karpuz yalatıyorduk ama bunu da doktorumuz kesinlikle yasaklayınca bıraktık. Sonra 6. aya kadar süt ve su verdik. 6. ayda artık ek birşeyler vermemiz gerekiyordu. Biz de 6. ay için bir geçiş partisi düzenledik. Bu partiye de yarı yıl partisi dedik.

Eşimin ailesinin yanındaydık ve halamızı da davet ederek kalabalığı bu kutsal amaç için topladık. Bebeğim için çok şirin bir de pasta yaptırdık. Uğur böceği şeklindeki bu yaş pasta tam istediğim gibiydi. Bebeğimizi güzelce giyindirip odayı da balonlarla süsledik. Sonra mumu söndürüp, bebeğime taze taze hazırladığım muz ve şeftali pürelerini herkesin eşliğinde ve video çekimi ile yedirdim. Başta ağzını ekşitti ama 5-6 kaşık da yedi. Daha sonrasında da yine meyve püreleri ile devam ettik. İlk etapta cam rende ile püre haline getirdiğim elmadan daha çok verdim. Oğluşum da çok sevdi. Daha sonra elbette çeşit olsun diye marketten karışık mamalarından aldık.


Çeşitli meyve karışımları pürelerini afiyetle yedi. Aslında bakarsanız marka çok önemli değil. Çünkü bir şeyin bozulması ve ekşimesi gerekiyor ki ben her markayı denedim ve hepsi de bozuluyor. Üzerlerinde de tarım bakanlığının organiklik sertifikası var. Bu nedenlerle gönlüm rahat olarak kimi zaman taze kimi zaman da kavanozdan meyve püreleri ile besledim bebeğimi.

Oğluşum ayına göre boy ve kilo olarak ileride bir bebek, bu nedenle fazla birşey de yedirmek istemiyorum ama gece beni biraz rahat bırakması adına sabah meyve püresi, ikindide yoğurttan başka birşeyler de vermem gerekti. Ben de bisküvili, pirinçli ve 7 tahıllı mamalardan aldım. Artık hangisini severse dedim. Aslına bakarsanız hiçbirini sevmedi. Ama sevdiği birşey vardı yoğurt :) Ben de kaşığın arkasına doyurucu ne varsa ucuna da yoğurt koyarak ya da tamamen yoğurtla karıştırarak vermeye başladım. Böylece artık itiraz etmeden yemeğe başladı. Özellikle tahıllı mama ile yoğurt biraz da ekmek parçaları iyi gidiyor.

Ne var ki oğlum asla yeterli diyebileceğim kadar yemedi, en fazla 3 yemek kaşığı kadar birşeylerden yiyor. Sadece yoğurt olursa bir tas ve daha fazlasını yemeğe itiraz etmiyor. Bir bebek yemek istemiyorsa ağzını öyle bir kapatıyor ki asla açamıyorsunuz. Zaten fazla da zorlamaya gerek yok diye düşünüyorum. İstediği zaman yiyor ise sorun yoktur. 8. aya kadar da böyle devam ettikten sonra doktorumuz artık tavuk ve kıyma verebilirsin dedi. Ben de arada sırada evde pişirdiklerimizden bebeğime de vermeye başladık. Onun kendi avuç içi kadar kıymayı (kırmızı ya da beyaz et farketmez) bebek ekmeği ile ve yoğurt ile karıştırıp veriyorum. Yoğurtsuz da bu karışımı yiyebiliyor ama yoğurtla daha bir zevkle yiyor.

Kahvaltılara gelince bir yumurta sarısını, bebek ekmeği, süzme peynir, beyaz peynir, pekmez ve minicik bir tereyağı ile  püre haline getiriyorum ve bazen anne sütü ile yumuşatıyorum. Bazen da minik bir bardak adaçayı ya da meyve suyu bebeğime yediriyorum. Ne kadar yerse o kadar zorlamadan yediriyorum. Bu bulamaçtan çok parça parça yemeği daha çok seviyor ama bu benim için daha kolaylık.

Bu aralar ise arada bir bebe bisküvisini yoğurtla ezip veriyorum. Bunu da zevkle yiyor ama daha fazla kilo alır diye korktuğumdan en son tercih halince veriyorum.

Son iki haftadır sebze pürelerinden de vermeye başladık ama yine yoğurtla. Yoğurt gibi çocuk ne yapalım :)

Temel besin anne sütü

Zaman geçtikçe büyüyen bebeğimiz için çok şükür herşey yolundaydı. Bu güne kadar sadece anne sütüyle beslemiş olduğumuz bebeğimizi artık ek besinle tanıştırma zamanı gelmiştir.

6.ay öncesinde yaz mevsimi nedeniyle kavun, karpuz, kiraz yalamalarını saymazsak oğlumuzun katı mama ile ilk tanışması yarım yaş gününde gerçekleşti. Annesinin organize ettiği bilumum akrabanın katıldığı yarım yaş gününde, hanımın hazırladığı meyve püreleri ile katı mama ile tanışma gerçekleşti.

Oğlumuz doğduğundan beri anne sütü ile devam ediyordu. Arada ek olarak sadece su veriyorduk. Bugüne kadar anne sütü yetti ve çok şükür bebeğimize de iyi gelmişti. 6.ayda katı mamaya geçmeden aklıma takılan soruyu doktorumuza sordum. Anne sütü yeterken neden katı mamaya geçiyoruz?

Cevap olarak bebeklerin katı mama ile tanışması gerektiğini söyledi. Böylece sindirim sistemi gelişmeye başlıyormuş. Temel besin anne sütü olarak devam edecek, ek olarak katı besinlerle oğlumuzun sistemlerini hazırlayacakmışız. Katı mamaların geç başlatılması ilerleyen yaşlarda sindirim sistemi sorunlarına neden oluyormuş.

Yarım yaş gününde meyve püresiyle başlayan katı mama günleri ilerleyen günlerde hazır meyve, sebze pürelerine, hazır mamalara ve evde hazırlanan uydurma yiyeceklerle devam etti.

Devam sütü niteliğindeki mamalardan henüz performans alabilmiş değiliz. Daha çok Milupa, Hero Baby, Bebelac türevi meyve -sebze pürelerini seviyor. Ek olarak yoğurt ve meyvenin kendisine hayır demiyor. Kimileri hazır mama ve ürünleri kötüleseler de ben market rafına gelmiş, üzerinde koruma ve sertifika ifadelerinin olduğu hazır ürünlerin kötü olduğuna pek inanmıyorum. Sonuçta bizim zamanımızda da anne sütü yerine bebek mamaları öneriliyordu. Şimdi anne sütünün önemi anlaşıldı da mamalar ikinci plana kaydı. Her dönem kötülenecek birşey buluyorlar.

İlk katı besin sonrasında yaşadığı tuvalet problemi dışında (iki gün tuvalete çıkamadı terör estirdi) katı mama sürecinde sıkıntı yaşadığımız söylenemez. Doktorun ve kamu spotlarının belirttiği gibi temel besin hala anne sütü. Hatta o kadar ki annemiz bazen özellikle geceleri iflas edebiliyor. Sevdiği mamayı ağzı açık havada kapan oğluma sevmediği bir şeyi yedirmek oldukça güç. Onu da annesi yoğurt ile aşmaya çalışıyor. Ben yemek seçen bir insan değilim ve bunun faydasını her daim yaşamışımdır. Oğlum da böyle olsun diye mamaları her çeşidinden alıyoruz. Muz, şeftali, kayısı, pirinç, karışık sebze-meyve, sütlaç, ananas ... hepsini denesin hatta yesin diye her birinden birer tane alıyoruz. Tabi ki en favori ve kurtarıcımız kayısılı karışımlar :) bir de arada kuru kuru eline verdiğimiz Cici Bebe bisküvileri.

Bu aralar biz yemek yerken masaya gelmek istiyor. Masadayken kendi yediklerimizden kaşık ucuyla oğluma da veriyorum. Geçen makarna ile türlünün suyundan götürdü. Sürekli bulamaç şeklinde yemekler yerine arada parçalı şeylerin verilmesi taraftarıyım.

Babaların merak edebileceğini düşünerek bir de ufaktan maliyet olaylarına girmek isterim. Bebek mamaları çoğunlukla 1-1,5 lira arasında değişiyor. Ben en düşük market kampanyasında 0,85 liraya kadar bulmuştum. Bunun yanında Milupa'nın ürünleri diğerlerine göre daha pahalı diyebilirim. Bir farkı var mı diye soracak olursanız oğlum hepsini de yiyor ona sormak lazım :) Diğer toz ürünler Aptamil, Bebelac, Hero baby tarzı kutuların fiyatlarını hanım daha iyi biliyor. Genelde ben olmadığım zaman aldığı için pek haberdar değilim. Çok da korkulacak bir fiyat olmadığı için pek takılmayın derim. Maksat sağlıklı birşeyler yesin damak tadı gelişsin. Evde yaptıklarınızdan da vermeyi unutmayın hazır hazır bir yere kadar...


[Devamı...]

7 Kasım 2013 Perşembe

İlkler, emzirme, bezleme ve ilk banyo

Bebeğimiz artık Dünya'ya geldi ve hayata dair ilkleri yaşamaya başladı. Daha evine gelmeden ilk emzirme ve ilk bezlenme olayları hastanede yaşansa da geri kalan ilkleri bu kısımda anne baba gözünden inceleme devam edeceğiz.

Anne

İlkler deyince bizde baba esas. Bu ne demek şimdi evet ilkleri emzirme hariç hep babamız gerçekleştirdi. İlk olarak emzirmeden bahsetmek istiyorum. Çünkü doğumdan sonra ilk karşılaştığınız andan itibaren bebeğinizle ilk yapacağınız etkinlik emzirme olacak. Ondan sonrada çok uzun bir süre çok sık bir şekilde bu etkinliği yapmaya bazan sinirle, bazan inatla, bazan isteyerek bazan hiç istemeyerek devam edeceksiniz.

Emzirme bebekle anne arasında sanırım bağ kuran bir olay. Her emzirişimde bebeğime kendimi daha yakın hissediyorum. İlk emzirmem için kucağıma verdiklerinde aldığım emzirme eğitimlerine rağmen tek aklımda kalan iki parmağımın arasına göğüsü ucunu almamakdı.
O kadar küçük ki ne yapacağınızı bilmiyorsunuz, kime danışacağınızı da. Allaha çok şükür doğum yaptığım hastane bu konuda çok titizdi. Emzirmek esasdı. Yeni doğan servisindeki bebek hemşiresi bebeği kucağıma verdi ve daha önce duyduğum emzirme taktiklerini verdi. "Baş parmak yukarı diğer parmaklar göğsün altında olacak şekilde göğüs tutulacak. Eğer bebek göğüs ucunun kahverengi kısmının tamamını ağzına almazsa çıkarılıp tekrar verilecek. Eğer alamıyor ve ağlıyorsa ağzını açtığı an birden yaklaştırılacak." Bebekler zaten öyle bir içgüdü ile doğmuş ki her işlerini hallediyorlar yeter ki yemek olsun. İlk iki gün burun tıkanıklıkları, benim acemiliğim, onun aceleciliği ile emzirme seanslarımız çok başarılı olmadı. Hemşireler devamlı olarak bu konuda yardım ettiler. Burun damlası getirip nasıl kullanacağımızı öğrettiler. Üçüncü gün artık ikimizde bu işi öğrenmiştik. Emzirmeyi başaramayınca çok ağlamışlığım var. Hassas bir dönem ve bu dönemde eşimin duygusal desteği olmasaydı çok daha üzülebilirdim.

Bebek ne kadar çok emiyorsa o kadar da çok bez değiştirmek gerekiyor elbette. Bebeğin ilk kakası anne karnında biriktirdiği siyah bir kaka. Ben bunu göremedim. Sezaryen ile doğum yaptığımdan ve hareket ederken ağrılarımın varlığından dolayı sevgili eşim bu konuda çok yardımcı oldu. Bezlemeyi ayrıca ben eşimden öğrendim. İnanın bebeğinizi bezleyememek bile duygusal çöküntü. Eşim bezlerken ben de ona yardım etmek ya da bu işi ben yapmak istediğim çok anlar oldu. Resmen özendim, heves ettim diyebilirim, hatta kıskandım :) Hazır bezler çok büyük nimet. Bebeği bezlerken, eşimin bacaklarından tutup kaldırması ise beni o an üzen birşey mi olacak korkuları yaratan bir durumdu. O kadar narin ki. Bu sırada bebeği inceleme fırsatı da buluyorsunuz. Bacaklarını, karnını, ayaklarını tek tek inceleyp seviyorsunuz. İlk görüşler bunlar hep. Eşimin o kırış kırış cildi ile dalga geçişi ise unutulamaz: "Bu bebeğin cildi kemiklerine 3 beden büyük." O kadar çirkin ki aslında o an bebekler bunu çok daha sonra fotoğraflara bakınca görebiliyorsunuz. O an ise dünyada onda daha güzel bir  yaratık olamaz herhalde.

Ve ilk banyo... Ben doğmadan nasıl yıkayacağımızla ilgili o kadar çok endişe taşıyordum ki. Bebek yıkanması ile ilgili videoları izlerken bile ağlayıp "ben bunu başaramayacağım, bu bebeğe ben bakamam." dediğim çok oldu. Banyo konusunda tedirgindim çünkü annem ve abimin eşi yeğenimi yıkarken bir boğulma vakasına şahitlik etmiştim. Korkum boş değil yani.

Banyo konusunda da hastanemize teşekkür etmekte fayda var. İlk banyosunu ilk gün hastanedeki bebek hemşiresi yaptırdı. Gece tam yorgun olduğum ve ağrılarımın olduğu br dakikada ki o an bebeğin yanımda olmamasını istediğim bir andı. Bebek hemşiresi bebeğin yıkanması gerektiğini söyleyerek alıp gitti. Eşimde peşinden elbette. Ben de azıcık uyuyabilirim diye düşünerek gözlerimi kapattım ama ne fayda bebeğimin o an benden uzak olmasına rağmen ben de merak ettim ne yapacaklarını. İlk gününde banyo yapacak ve ikinci kıyafetini giyinecekti. Sonra misler gibi dalin kokuları içerisinde geldi yanıma o kadar güzeldi ki. Rengi bile açıldı ki bunu samimiyetle söylüyorum. Doğduğu zaman bayağı kara bir bebekti. Yıkandıkça hep rengi ton ton açıldı. Şimdi sarı sarı bir yarim var. :)

Bizim yaptırdığımız ilk banyosu ise eve geldiğimiz günün akşamında yaptırdığımız banyo idi. Klimayı sıcak ayarda çalıştırdık, zaten kalorifer de çalışıyordu, sımsıcak yaptık ortamı. Sonra eşim duşun altında elinin üstünde yıkamaya başladı onu. Kayıp düşme endişesi ile ne yapacağını bilemez bir biçimde anneannesiyle koştururken kameraya alalaım dedim. Annemin eline tutuşturdum kamerayı, eşime bebek için şampuan konusunda yandan yandan yardımcı olmaya çalıştım. Önce vücudunu güzelce yıkadı. Özellikle bacak arasını, boynunu, koltuk altını yıkadık, çünkü tüy toplayıcısıydı tam olarak bebeğim. En son hızlı bir şekilde eliyle suyu kafasına dökerek yani direkt su dökmeyerek kafasını da yıkadık ve bitti işte. Sonra annem giyindirdi ve miser gibi oldu yeniden.

Çok heyecanlı süreçler ama bir çiftin beraberce zevkle yapabileceği de süreçler aynı zamanda. Yani aslına bakarsanız, anne ve baba olmak doğuştan içimizde var. Sadece sakin ve dikkatli olmak yeterli.

Baba dediğin

Baba dediğin aslında herşeydir :) diyerek yazıma başlıyorum. Bebeğimizin gelişiyle onun Dünya'daki ilkleri bizim de onunla ilklerimize neden oldu.

İlk emzirme konusuna doğum ve hastane seçimi yazısında ucundan değinmiştim. Emzirme işinde doğal olarak babaya pek görev düşmüyor. Sadece başlarda annenin tutmayı becerememesinden, hemşirenin öğrettiği şekilde bebeği tutmasına yardımcı olabiliyorsun. Onun dışında konu dışı bir duruş sergiliyorsunuz.

Bizim oğlanın üçüncü gün karar verdiğimiz sünnet sürecinde, bebeğimiz ilk mama ile de tanıştı ama o sürece biz dahil olamadık.

Emzirmeden sonra bebeğin alt değişme olayı geliyor. Malum o kadar çok süt damlasını yutan bir insancığın dışkılaması gerekir. İlk gün hemşirenin bakım saatlerine rastlayan bu süreçte sanki o görev hemşireninmiş gibi bir hisse kapıldım. Bir gece vakti sanırsam ikinci gece bebeğin altına yaptığını söyleyerek hemşireyi çağırsam da iş yoğunluğu nedeniyle (malum gece nöbetinde tek kişi) bunu bizim yapmamız gerektiğini aslen bu görevin bizim olduğunu söyledi.

Odaya gelince hanımı yatağında yarı uykulu hasta bir vaziyette görünce bu işin bana kalacağını anlamıştım. Zaten hanım "ben değiştiremem" diye söylenip duruyordu. Yeğenlerden göz ile aşina olduğum şekilde bir çırpıda altını değiştirerek ilk bez değişimini gerçekleştirmiş oldum. Korkacak bir durum ortada yok. Hazır bez, ıslak mendil, kuş kadar hafif hareket edemeyen bir çocuk zor değil gözünüzde büyümesin. Hatta bir sonraki bez değişi anneme denk geldi. Annem alt değişimini gören hanım benim bu işte daha iyi olduğumu bizzat belirtti. (Artık bir hinlik var mıydı orası belli değil)

Bebeğimizin ilklerini artırmak mümkün olsa da abartmadan ilk arabaya biniş sonrası evimize geldik. Arabada İngiliz kraliyet varisinin aksine anne kucağında gelen bebeğimiz hiç sesini çıkartmayarak takdirimi toplamıştır.

Günler geçerken gündemimize bebeğin banyo yapması gerekliliği girdi. Henüz daha göbeği bile düşmeyen el kadar bebek nasıl yıkanacaktı?

Hastanedeyken ufak tefek bir hemşire bir gece gelip bebeğin bakımlarını yapacağını söyleyip bebeği almıştı. Birlikte bebek odasına kadar gelip bakımları dışarıdan izlemeye başladım. O küçük hemşire (hem yaş hem de boyut olarak benim yarım sayılabilir) bebeği tek eliyle duş başlığı altında yıkayıp bakımlarını yapmıştı. O görüntüden aldığım kuvvetle bebeği yıkayabileceğime karar verdim.

Evimiz küçük olduğu için yıkama teknesi almadık. Yıkama teknesi olmayınca kayın valide pes etti. Hanım küçüklüğünden dem vurup zarar verebileceği düşüncesiyle geri çekilince iş başa düştü ve ortam sıcaklığını artırıp bebeğin üstünü çıkardık. Aynı hemşire gibi tek elimle duş başlığı altında bebeği bir güzel şampuanla yıkadım. O sırada annesi doğru çekim açılarından yaklaşma derdinde olsa da kısa sürede banyo işini bitirdim ve bebeği hanımlara teslim ettim.

İlk banyo her ne kadar cesaretle kalkıştığım bir iş olsa da heyecanın tavanda olduğu bir tecrübeydi. Sonrasında videoyu izlediğimde içimin bir tuhaf olduğu bir süreç.

En başında da söylediğim gibi baba aslında herşeydir :P Sağlıcakla kalın.




[Devamı...]

28 Ekim 2013 Pazartesi

Çocuk sahibi olmak mı?

Belki şu anda çocuk sahibi olduk ama sizler için hatta bizim içinde ilginç olacağını düşünerek olayın başına dönmek istedik. Çocuk sahibi değil de daha da erken zamana, hamile kalmadan öncesine dönerek aklımızdan neler geçiyordu sizlerle paylaşmak istedik. Başlangıçta çocuk sahibi olmak konusunda kimilerine göre doğru kimilerine göre yanlış, bazılarına göre belki de saçma sapan fikirlerimiz vardı. Şimdi anne baba gözünden ayrı ayrı düşüncelerimizi sizinle paylaşalım.

En tatlı meyve


Çocuklar güzeldir, tatlıdır, ballıdır, sevimlidir... ama o çocuk başkasının çocuğuysa, sev bırak yani. Kendi çocuğunuz olduğu vakit bakımı, temizliği, beslenmesi herşey size ait olacaktır. Yorucu, uykusuz geceler ve her anlamda her dakika sonsuz sorumluluğu da eklemeyi unutmamak lazım. Bu da hazır değilseniz felaketiniz olabilir diye düşünürdüm çocuğumuz olmadan önce. Bizim bebeğimiz bana çok süpriz olmuştu (eşim sağolsun). Önce bir bebeği çok istemesem de daha sonrasında ne kadar da çok istediğimi farketmiştim. Şimdi de iyi ki oldu diyorum. 

Öncelikle istememe sebebim hayatımdaki işle ilgili bazı şeyleri yoluna koymaktı. Aslına bakarsanız evlenirken de önce işlerimi yoluna koyayım diyordum ama eşimin ısrarı ile işlerimi yarım bırakarak başladık. İyi ki de öyle yapmışız diyorum şimdi. Çünkü bugün farkediyorum ki evlilik ve aile, erken yaşta çocuk sahibi olmak önemli, ertelenmesine de gerek yok. Hayat zaten bir şekilde sizi önüne katıp götürüyor. Bir şeyleri ertelemektense beraber, yanyana, belki zorluklarla ama mutluluk ve huzurla yaşayabilirsiniz. Özellikle iş ve mevki ile ilgili konuları önemseyen biriyseniz daha sonra pişmanlıklarınız olabilir. Hayatımda buna örnek olabilecek ve bunu dile getiren o kadar çok insan var ki. Zamanı doğru değerlendirmek lazım, doğrularımıza da insanların bizi görmesini istediğimiz role göre değil, hayatı yaşamak istediğimiz bizi mutlu edecek role göre karar vermeliyiz.

Bir de kız-erkek ayrımı vardır ya, ben bu konuya da katılmıyorum. Neden sadece bayanlar erken yaşta çocuk sahibi olmak zorunda olsun ki. Evet kadınların hayatında bir menapoz gerçeği var. Çocuk sahibi olmaya karar verecekseniz çok farklı kriterler var bence. Örneğin; çocuğunuz 20 yaşındayken siz kaç yaşında olmak istiyorsanız ona göre hayat planınızı yapın derim. Bunu birazcık açacağım ve yaşadığım bir durumu anlatacağım. Elbette bu bahsedeceğim insandan insana göre de değişecektir. Annem doğumumda bana en çok yardım edecek kişiydi ki herkes için bu böyledir. Annemle aramızda aslında çok fazla sayılmaz 30 yaş var. Ben de doğumumu 30 yaşında yaptım. yani annem 60 yaşında idi. Bana yardımda çok fazla etkin olamamıştı, bu hem benim beklentilerimin karşılanmaması hem de annemin üzülmesine neden olmuştu. Ben de gelecekte aynı şeyi yaşayabilirim. 

Bir de sonracı dediğim, sonra kriterleri koyan tanıdıklarım var. Evimiz olsun sonra, arabamız olsun sonra, şu mevkiye yükseleyim sonra, annemler yakına taşınsın sonra, biraz daha birbirimizi tanıyalım sonra, şu ülkeye gidelim şu şehri gezelim sonra... vs. Ne, ne zaman ve ne kadar istediğiniz gibi olacak bilmiyorsunuz ki sonralara ne gerek var yani. İtiraf ediyorum ben de sonracı idim. Ama şu an arkama baktığımda beni arabadan, evden, gezip tozmalardan, arkadaşlarımla takılıp geyik muhabbeti etmekten daha güzel daha kalıcı hergün şükrettiğim ve edeceğim tek bir mutluluk var eşim ve o şen gülüşleri ile bebeğim. Keşke, evet keşke herşey çok daha erken olsaydı. 

Neden erken deyip duruyorum. Evlilik için erken çünkü "ağaç yaş iken eğilir" sözü evlilik için de geçerli. Allah'tan eşim de ben de birbirimizi temel konularda değiştirmeye çalışmıyoruz. Çocuk için erken çünkü yaş ilerledikçe ve siz hayatta bağımsızlığa her geçen gün daha fazla alıştıkça bir çocuğun sorumluluğunu almak ve bakımını üstlenmek için sahip olmanız gereken sabır ve güç azalıyor.

Tüm bu nedenlerle tavsiyem çocuk sahibi olma kararı diye bir şey yok. Allah verirse zaten oluyor. Hazır değilseniz de 9 ayda o içinizde büyürken siz de eşiniz de her açıdan yavaş yavaş hazırlanıyorsunuz. Hatta son ay artık gelse de kavuşsak diye neredeyse sayıklıyorsunuz. Tüm karar alma süreçleriniz ve sonra ile kurduğunuz tüm cümleleri bir kenara atın ve dünyanın en tatlı meyvesini tadın...

Anne

Baba olma düşüncesi


Öncelikle şunu söyleyeyim ki şu anda çocuk sahibi olmam bu yazıda size ileriye yönelik tavsiyeleri vereceğim anlamına gelmiyor. Mümkün olduğunca o zamana dair düşüncelerimi sizinle paylaşacağım.

Yeğenlerine bizzat bir fiil bakmış birisi olarak şunu söyleyebilirim ki ben çocukları çok seviyorum. Annemin dediği gibi "kendi çocuğunu daha fazla seveceksin" duygusunu yaşamak isterim. Yeğenlerimi bile bu kadar çok severken kendi çocuğumu sevmek acaba nasıl olacak?

Yeni evli bir çift sayılırken babalık kararı bazıları için zor olabiliyor. Tabii ki bazen de karar vermeden olabiliyor. Evliliğin getirdiği sorumluluklar yetmezken bir de çocuğun sorumluluklarının yüklenecek olması başlangıçta korkutucu gelebilir.

Ama bana soracak olursanız sorumluluk erkeğin doğasında var. O yüzden sorumluluğu dert etmenize gerek yok.

Kadınların kendi deyimimle ekolojik saatleri var ve bana göre bu saat kritik seviyelere gelmeden çocuk sahibi olmalılar. 28 yaş sonrası olarak başladığını düşündüğüm bu sürece eşim evlenirken girmişti. Kim ne derse desin 28 yaşından sonra kadınlarda değişim süreci başlıyor ve doğum için uygun koşullar zamanla kayboluyor.

Eğlenerek günümüzü gün ederek devam ettirebileceğimiz cicim aylarının uzama ihtimalini göz önüne aldığımda kritik süreci devam ettirmenin sıkıntısını yaşamıyor değildim. Yeni evlenenler için elbette bir alışma dönemi olsun diyorum. Sonuçta eşinize, evliliğinize ve çevrenize alışma sürecinde bir de çocuğun gündeme gelmesi işinizi zorlaştıracak unsurlardan birisi olabilir. Bir taraftan da yeni kurduğunuz ailenize katılacak o küçük birey belki de ortalığı daha da şenlendirecek. Siz tecrübe edelim derken o bir taraftan büyüyecek.

Hanımların ekolojik saatleri olduğu gibi bana göre erkekler için de dayanıklılık, sabır süreci var. Genç iken önemsemediğimiz şeyler, ilerleyen zamanlarda daha önemli hale gelebiliyor. Hayatta önemli hale gelen her unsur, kafamınızın yerini alıp sürekli olarak düşünme zamanlarımızdan çalıyor. Erkek yaşlandıkça çocuk ve çocuk olgusuna karşı daha sabırsız, fakat daha önemseyen bir duruma geçiyor. Hem sabırsızlık hemde aşırı önemseme durumunda ilerleyen yaşlarda baba olmak daha zor bir hal oluyor. Bizim nesil anne babalarımızın neslinden farklı olduğu için de eskisi gibi ilgilenmeyen baba rolü, geçerli olmuyor. Günümüzde çocuk bakımına yardım konusunda anneler babalardan fazlaca beklenti içindeler diyebilirim.

Bir de çıkabilecek sağlık sorunları aklımın bir köşesini kurcamadı değil. Bugünlerde hemen her haber kanalında tüp bebek, çocuğu olamamak ile ilgili haberlerin varlığı acaba dedirtiyor insana. Çevremizden de gördüğüm örneklerden bu süreçlerin hiç de kolay olmadığını ve zaman aldığını söylemek isterim.

Hanımın ekolojik saati, benim sabır-önem seviyemin dolmaya başlaması, yaşlarımızın hiç de çocuk sahibi olmak için küçük olmayışı, belli bir sürede çocuk olmaması durumda geçireceğimiz süreçlerin azımsanmayak kadar zaman harcaması ve bütün bu konuların başında ve çıkış noktası olan çocuk sevgisi...

Tümünü harmanladığımız vakit çocuk sevgisinin ağır basması ve çocuk kararı diyebilirim. Düşünsenize kaç bin yıldır Dünya devam ediyor, sıkıntılarına dertlerine yaşattıkları sorunlara ragmen büyüklerimiz hala en güzel şeyin, en tatlı meyvanın çocuk, hayata anlam katan şeyin çocuk olduğunu söylüyorlar. O zaman karar vermek (tekrar belirtmek isterim ki herşey kararla olmuyor öncesinde veya sonrasında süpriz de olabilirdi) için daha fazla düşünmeye gerek yok.

Baba

[Devamı...]

26 Ekim 2013 Cumartesi

Anne Baba Gözünden bebek sahibi olmak

Merhabalar,

Evlilikte 2 yılını devirmiş bir çift olarak ilk bebeğimizde yaşadığımız tecrübeleri ki bunların bazıları sıkıntı verici iken bazıları da çok eğlenceli olabiliyordu, bir blog yazarak paylaşmak istedik. Biraz farklı bir yol izleyerek aynı başlık altında anne ve baba olarak konu hakkında geçirdiğimiz süreci sizinle iki farklı bakış açısıyla paylaşmayı planlıyoruz. Bu fikirle yola çıkarak hem tecrübelerimizi paylaşacağımız hem de eşimle birlikte ortak bir konu üzerinde çalışmış olacağız.

Bebeğimiz şu anda 8. ayına yaklaşıyor. Biraz gecikmeli de olsa projeye bir yerden başlamak istedik. Bazen sıralı (eskiye dair aklımızda ne varsa) bazen de karışık olarak ilerleyeceğimiz blog'u okurken eğlenirsiniz. Belki de kendinizden birşeyler bulabilirsiniz.
[Devamı...]
 
Copyright © . Anne ve Baba Gözünden Bebek Gelişimi - Posts · Comments