21 Şubat 2019 Perşembe

İlk Yardım ve Çocuk Güvenliği- 1

YARDIM EDİN

Hikayemiz herhangi bir zamanda herhangi bir mekanda geçmektedir. Bu hikaye gerçekleşirken ailenizle yani en sevdiğiniz varlıklar çocuklarınızla mutlu dakikalar geçirmekte iken birden dönüyorsunuz ki bebek arabasındaki ya da evde mama sandalyesindeki ya da yerde emekleyen çocuğunuz morarmaya ve çırpınmaya başlamış. "Bana yardım et" diyen gözlerle size bakıyor. Hikaye burada çatallanıyor:

Durum 1: Çocuk morarmaya devam ederken siz paniklediniz ve alıp onu salladınız ya da daha da kötüsü siz de fenalık geçirdiniz. Çocuğunuzu gözleriniz önünde kaybettiniz. => kötü son

Durum 2: Çocuk morarmaya devam ederken onu kurtarmak için elinizden geleni yaptınız ve onu kurtardınız. Ama bilinçsiz kurtarışınız sonucu beynine kısa süre bile olsa gitmeyen oksijen nedeni ile yaşıyor ama beyni zarar gördü. => kötünün iyisi son

Durum 3: Çocuğunuz morarmaya devam ederken bir kolunuz üzerine ters bir şekilde yatırıp 5 kez el içiniz ile kürek kemikleri arasına hafifçe vurdunuz ve çevirip baktığınızda ağzında onu boğan şeyi bulup aldınız. Bebeğiniz ile küçük bir macera yaşadınız. => iyi son

Şimdi tercih sizin herkes durum 3'ü tercih edecektir fakat ilk yardım eğitimi almayı neden tercih etmemiştir. 

Burada durumun vehametini anlamak için bir video paylaşacağım ve akabinde size bazı ilk yardım bilgileri verip bu eğitimleri nasıl ve nereden alabileceğinizden bahsedeceğim. Son olarak da evde alabileceğiniz bazı önlemlerden bahsedeceğim. Çünkü çocuk ölümlerinin dörtte birinin sebebi ev kazaları maalesef. Peki bu ev kazalarının yüzde kaçında acaba müdahale edilebilse çocuklar kurtarılabilir?


Bir çocuğun büyümesine uygun olmayan bir evde maalesef her an çocuk tehlike altındadır. Yeni evlenen çiftlere eşya alırken "bu eşyalar üzerinde çocuklar nasıl büyür?" diye kendilerine sorarak değerlendirmelerini ve ondan sonra almalarını tavsiye ederim. Çünkü evet görünüşü çok güzel olan keskin ve sivri kenarlar,  ahşap çıkıntılar, merdiven gibi kullanılınabilecek TV üniteleri, orta sehpalar vs.   çocukların koşturduğu bir ortama maalesef uygun değil. Ailelerin çoğu zaten bu durumdan tedirgin olup zamanla bu eşyaları kaldırmaya, değiştirmeye ya da çeşitli güvenlik önlemleri almaya mecbur oluyor. Yani anlaşılacağı üzere ilk yapmamız gereken çocuğumuzu bulunacağı ortamı onun yaşayabileceği şekilde hazırlamaktır. Böylece hem bizler çocuk peşinde koşturmak zorunda kalmayız hem de onlar özgürce hareket ederek gelişimlerini en iyi şekilde tamamlarlar. Ev ortamının çocuk için hazırlanması ile ilgili ayrıca bir yazı mevcuttur. ()

Bazan ne kadar önlem alırsanız alın hızlı, meraklı ve bir o kadar yaratıcı olan çocuklarımız kendilerine zarar vermeyi başarabilirler. Bu durumda ise ilk yardım bilgisi ile ona yardımcı olabilmek önemlidir. Bu nedenle ya bir ilk yardım eğitimi almak ya da bu konuyla ilgili videolar seyrederek biraz da olsa konu hakkında fikir sahibi olabilirsiniz. Türkçe olarak güzel bir video serisi bulamadım ama elbette youtube'dan bazı ilk yardım eğitimi videolarına ulaşabilirsiniz. https://www.udemy.com/user/nhcpsmarketing/ den ücretsiz eğitim de alabilirsiniz. Bunun için de biraz ingilizceniz olması gerekiyor. İstanbul ilinde olanlar için yazının sonunda ücretsiz bir fikrinizde olsun seminerleri hakkında bilgi de sunacağım.

Fikir sahibi olmanız için benim başıma gelen durumlardan bahsedeceğim. Oğlum daha 1 yaşlarında yürüyemiyor elimde biber yerken istedi ve ben de verdim elbette. İkinci parçayı istedi bu sefer boğulmaya başladı. Öksürüyordu şükür ki tam tıkanma söz konusu değildi. İlk önce ayağa kalkıp balkona koşup komşulardan yardım almak fikri ile koşturdum ama çocuk öksürüyor. Filmlerden gördüğümüz Heimlich manevrasını yani diyaframa baskı uygulanması aklıma geldi ve öksürük ile dışarı attı. Keşke daha soğuk kanlı ve bilgili olsaydım. Şükür ki basit bir olaydı.

İkinci başıma gelen olay en az 3-4 kez gerçekleşti. Burnuna bir şeyler sokma ki en çok da mısır tanesi maalesef. Bu durumlarda küçük bir çocuğa nefesini kuvvetlice burnundan dışarı ver demek mantıklı olmuyor. Aklıma sümüklerini çektiğimiz aparat geldi ve ben çekerek dışarı çıkardım. Bu iş için de çok küçük ise iki kişi gerekiyor. Birinin onu tutması ve diğerininde onu bu zor durumdan kurtarması gerek. 

Üçüncü olayda ise havuza heyecanla giren oğlum daha ilk dakikada çocuk havuzunda kaşını havuzun kenarına vurarak patlattı. Babası tüm sakinliğiyle parmaklarını kullanarak ayrılan kısmı birleştirip uzun bir süre tuttu kanama da durdu ve yine de dikiş gerekir diye doktora götürdü. Sonuç doğru davranış sonucu dikişin gerekmemesi ile sonuçlandı ama havuz sefası sona erdi.

Kısaca her an başımıza ne geleceğinin bilgisi ve ön görüsüne sahip değiliz. Hazırlıklı olmak durumundayız. Şimdi sizlere çocuğu olan kişilerin başına sıklıkla gelebilecek durumlarda herkesin eğitim almadan  da yapabileceği aklınızın köşesinde bulunsun diyebileceğim nacizane tavsiyeler sunmak istiyorum:

Hayvan ısırması ve cırması durumları: Hafif yaralanma durumlarında suyun altında 5 dk yara sabun ve soğuk su ile yıkanmalı ve temiz bir bezle kapatılmalıdır. Yara derin ve ciddi ise temiz bir bezle basınç uygulayarak acile götürülmesinde fayda var.

Arı sokması durumu: Yara yıkanıp varsa iğne çıkarılmalıdır. Sadece soğuk uygulama yapılmalıdır. Ağızdan sokam varsa buz emdirilebilir. Ama alerjisi varsa derhal acile gidilmelidir.

Havale durumu: Ilık su ile ıslatılmış havlu ya da bezle sarılmalı, ateşi düşmüyorsa oda sıcaklığından su içine sokularak duş aldırılmalı, hala ateş düşmüyor ise acile götürülmeli. 

Yaralanma durumu: Kanayan yaraya direkt baskı uygulanmalı, kanama devam ediyor ise ikinci bir bezle basınç artırılmalıdır ve sargı uygulanarak basınç artırılır. Kanama devam ediyor ise basınç bölgesine baskı yapılmalıdır. (Bebekler için basınç bölgesi dirseğin iç üst kısmı) Kanama devam ediyorsa yaralı bölge kalp seviyesinden yukarı kaldırılmalı, gerekiyor ise turnike yapılmalı ve hala kanama durmadı ise en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
Burun kanaması durumu: Baş öne eğdirilerek oturtulmalı ve burun kanatlarını parmaklarımızla sıkıştırıp 5 dk beklemeliyiz. Kanama devam ediyor ise yardım almalıyız.

Kulak kanaması durumu: Ciddi bir durumdur, dikkat etmek gerekmektedir. Kulak temiz bir bezle kapatılıp, kişi hareket ettirilmemelidir. Yatması gerekiyor ise kanayan kulağı üzerine yatırılabilir. Kanama devam ediyor ise acilen yardım alınmalıdır.  

Yanık durumu: Yanık sadece soğuk suya tutulmalıdır (en az 20 dk). Diş macunu ya da herhangi bir ilaç sürülmemelidir. İçi su dolu kabarcıklar ve derinlik var ise en yakın sağlık kurumuna götürülmelidir. 

Sindirim yolu zehirlenmesi durumu:  Ağız zehirli madde ile temas etmiş ise ağız su ile çalkalanmalı, el ile temas etmiş ise eller bol su ile yıkanmalı, yaşam bulguları değerlendirilmeli ve kusma, ishal gibi bir durum varsa üstü örtülerek acile götürülmelidir. Ayrıca zehirleyenin ne olduğu ve miktarı ile ilgili bilgi almak da çok faydalı olacaktır. Zehirlenme ile ilgili bilgi almak için 114 numaralı telefonu arayabilirsiniz (ücretli olduğunu unutmayın :) ).

Göze yabancı cisim kaçması durumu: Göz ışığa çevirilerek önce alt sonra da üst göz kapakları kontrol edilir. Nemli ve temiz bir bezle çıkarılır. Gözün kırpıştırılması söylenip bol su ile ovmadan yıkanır. 

Kulağa yabancı cisim kaçması durumu: Direkt tıbbi yardım alın. 

Buruna yabancı cisim kaçması durumu: Burun duvarına bastırarak kuvvetli bir nefes verme ile cismin çıkarılması sağlanır. Aksi durumda yine tıbbi yardım alınmalıdır. 

Bu durumlar aklınızın bir köşesinde bulunsun durumları ama yardım almanız gereken durumlarda asla sakınmayın. İlk yardım hakkında bilginiz olması için de İstanbul'da Parkzon çocuk güvenenlik sistemleri ve Türk Kızılayının ortaklaşa her ay düzenledikleri  internet üzerinden ücretsiz kayıt olabileceğiniz seminerler mevcut. 19 Mart 2019 da Türk Kızılayı Ataşehir ilkyardım eğitim merkezinde  düzenlenecek semineri çocuk ve yaşlı güvenlik uzmanı Ayşe Birinci ve Kızılay adına ilk yardım eğitmeni Emine Karaca sunuyorlar. Ben katıldım ve oldukça da memnun kaldım. Başka bir açıdan çocuk kazalarına bakabiliyorsunuz ve ilk yardım bilgilerinizi pekiştiriyorsunuz. 

Ayrıca uluslar arası geçerliliği olan Temel ilk yardım eğitimi uygulamaları ise 2 ayda bir gerçekleştiriliyormuş ve iki günlük sertifikalı bir programmış. Bu programın ücretli olduğunu belirtmek zorundayım. Keşke ücretsiz bir eğitim olsaydı da herkes katılabilseydi. Yine bu programa da internet üzerinden kayıt olabilirsiniz.

Bilinçsiz ilk yardımın da ne kadar komik ve düşündürücü olduğu bir video ile kazasız belasız bir hayat dileğiyle...






[Devamı...]

2 Ekim 2018 Salı

Öğretmenlik Hani Kutsal Meslekti ????

Öğretmenlik

Öğretmenlik ve doktorluk hayatımızda kutsal meslekler olarak duyduğumuz ve buna inandığımız şeyler. Neden kutsal meslekler peki? Burada öğretmenlikten bahsedeceğim diğer bir yazımda da sadece doktorluktan bahsedeceğim.

Öğretmenlik Kutsal meslektir. Çünkü...

Öğretmenler insanın ailesi dışında ilk karşılaştığı hayatı insana tanıtan, öğreten ve hayatına yön veren insanlardır. O nedenle sadece kutsal meslek değil en kutsal meslek olarak da tanımlanmaktadır. İslamda bile o kadar güzel bir örnek var ki öğretmekle ilgili insan daha ne desin diyebilirim bu kıssadan sonra. Olay şu şekilde Hz. Peygamber Bedir savaşından sonra her bir esir 10 kişiye okuma yazma öğretir ise serbest kalacaktır demiştir. Zaten okumayı küçümseyenler için de ilk kuran emrinin "oku" olmasını hatırlatmaya gerek bile duymuyorum. Bu nedenle öğretmek, bir insanın öğrenmesine liderlik etmek kutsallık değil de nedir.

Elbette her meslek kutsaldır, her meslekte vatana millete hizmet söz konusudur. Öğretmenin işlediği şey insan olduğu için ve insan yetiştirmek de dünyanın en zor işi olduğu için bu mesleğin kutsallığını ve büyüklüğünü tartışmaya kesinlikle gerek yok. Fakat ben son yıllarda şunu farkettim: Öğretmenler bunun farkında değil ve veliler o el bebek gül bebek yetiştirmeye çalıştıkları canları kime emanet ettiğinin farkında değil. 

Aileler çocuklarına ilk doğdukları andan itibaren bir çok şey öğretirler ancak hayata tam anlamıyla hazırlanmaları sürecinde öğretmenlerden çok büyük destek görürler. Hatta öğretmen lider konumuna gelir aile yardımcı çoğu zaman. 

Eskiden Öğretmenlik

Eskilerden; 80'lerden ve 90'lardan bahsetmek istiyorum. İlkokul öğretmeni saygı gösterilecek yegane insandı. Sadece öğrenci değil veli de böyle düşünür ve uygulardı. Zaten çocuk ebeveynlerinden öğrenir saygı göstermeyi, öyle değil mi? Hem korkulurdu hem de öğretmene mahcup olmamak için gayret gösterilirdi. Öğretmen okumayı yazmayı değil, nasıl el yıkanması, diş fırçalanması, banyo yapılması, tuvaletin nasıl kullanılması gerektiği gibi bilgileri dahi öğreten, pekiştirten kişi idi. Anne yarısı gibiydi. İlk okuldan mezun olunca nitelikli bir insan olurdunuz. Orta okul öğretmenleri daha mesafeli ama daha çok bilim öğreten insanlardı. Lise öğretmenleri artık laboratuvar ortamlarında size birşeyler öğretebilmek hayatınıza yön vermek ama insan olmanın daha önemli olduğunu vurgulayan kişilerdi. Yaşantıları, giyimleri ve davranışları ile tüm öğrencilere bu öğretmen gibi olmak istiyorum dedirten kişilerdi. Kesinlikle özel hayatınıza bile müdahil olup sizin dertlerinizi dinleyecek, çare bulmanıza yardımcı olacak kişilerdi. 

Günümüzde Öğretmenlik

Öğretmen deyince aklıma ilk gelen şey maaşlarının azlığı ve bolca ağlamaları. Öğretmenler devamlı olarak maaşlarının azlığından yakınıyorlar ama hiçbir öğretmen 2,5 ay hiç çalışmadığını, haftada çoğu gününün boş olduğunu ya da haftanın ya öğlene kadarki bölümünün ya da öğleden sonraki bölümünün boş olduğunu söylemiyor. Çoğu öğretmen saygı görmüyor, çünkü öğrenciyle arkadaş olmaya çalışmak gibi bir durumun içine düşüyorlar. Öğrenci de karşısında otorite görmeyince öğretmeni gözünde değersizleştiriyor. Öğretmen hakkında öğrenci o kadar çok şey biliyor ki bu şaşırtıcı. Öğretmenini mayolu, pijamalı, sevgilisi ya da eşi ile sarmaş dolaş, çocuklarıyla oynarken düştüğü komik durumlarla görüp gözlemleyebiliyor. Sosyal medya arkadaşlığının yol açtığı bu saçma durum karşısında söylenecek pek bir söz yok. Öğretmen kimliğini unutmuş durumda. Kapısından çokça geçtiğim bir kız meslek lisesinde öğretmenleri ile özellikle de erkek öğretmenleri ile sanki sokakta oynadığı arkadaşı gibi dalga geçen, şakalaşan öğrenciler gördüm, öğretmen de gülüyor, laf atıyor ya da karşılık veriyor. Bu  tarz bir yakınlığı açıkcası ben hoş görmedim. Öğretmenliğin kutsallığından da uzak gördüm. 

Başka bir anlatacağım nokta da bugün şahit olduğum bir durum iki farklı okulu ziyarette bulunmam gerekti. Müdür ve müdür yardımcıları ile görüşmeliydim. Okula gittiğimde görevli kişilerin mesai saatinde henüz gelmemiş olduklarını gördüm. Ki bir tanesi için "O 10.30 da gelir." gibi bir cümle bile kuruldu. Ve istisnasız herkes küçük gruplar halinde toplanmış kahvaltı yapıyordu. Kimse bilimsel araştırma yapsın demiyorum ama hiç mi işiniz yok bu kadar kişi diyor insan. Ayrıca gözüme çarpan ve "bu da ne ya" dediğim bir durumda şu idi: Nöbetçi öğrenci çay servisi yapıyor. Bunu ben hiç uygun bulmadım. Hem o kızımız için hem de öğretmen öğrenci ilişkisinde herkesin yerini bilmesi açısından. 

Bir de öğretmenler artık öğretmiyor, bu sistemsel elbette onların da çoğu artık bilmiyorki öğretsinler ama bir öğretmenden "O girdiği kapıdan çıkar, ben dersi anlatır çıkarım beni ilgilendirmez." gibi bir söz duymuştum. Öğretmenliğin kutsal kısmını nasıl da silip atmıştı hayatından bu kişi.

Bu devamlı ağlayan öğretmenlerimiz maalesef vicdanlarının sesini susturmuş sadece ek ders ücreti hesaplaya dursunlar. Velilerimiz de çocuklarının neden böyle davrandığını düşüne dursun. Milli Eğitim Bakanlığı ise seneye hangi sınavın adını değiştirmek için bir grup görevlendirsin. Sistem baştan bozulmuş Allah yardımcımız olsun...

(Bu biraz anne gözünden bir yazı oldu, sabah böyle bir yazı yazmayı düşünmemiştim ama sistemin yaptığı hatayı düzeltmek için okula gittiğimde öğretmenimizin de her zamanki gibi gelmediğini gördüm. Buna artık bir dur demek isterken zaten kimi kime şikayet edeyim konumuna geldim. Allah tüm duyarlı velilere ve görevini hakkıyla yapıp bu tarz öğretmenlerle çalışmak zorunda olan tüm öğretmenlere  sabır versin.)
[Devamı...]

16 Mart 2018 Cuma

10-18 Mart 2018 Fuar Çakışması


Kitap okumayı çok seven bir insan olarak, şanslıyım ki çocuklarımda kitap okumamı seviyor. Her gece yatmadan önce en az iki kitap okumamda ısrarcı oluyorlar. Tabi aynı kitapları hele de sevdikleri kitabı bir ay boyunca her gece okutmaları gibi durumlar olunca çoğu zaman okurken sıkılıyorum. Bu nedenle de onlara sık sık kitap almak durumunda kalıyorum.


Bu amaçla 5.si düzenlenen CNR İstanbul Kitap Fuarına gittik. Kızım ile baş başa güzel bir deneyim oldu. İlk başta kalabalık çocuk gruplarını görünce uykudan da uyanmış olmasının verdiği huysuzluk ile eve gidelim diye tutturmasına rağmen sonra kitaplara bakarken o da fuarda olmaktan zevk aldı. Hele de 5 liraya aldığımız çıkartma kitabını alıp sağa sola yapıştırmaya başlayınca tabi ki artık oradan çıkmak istemedi.

Önceki fuarlara göre çok geniş değildi. Hatta diğer fuarlar gibi her yıl kötüye gittiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Geçen sene çocuk bölümünü ayırmışlardı. Bu bölüm çocuklu aileler için kolaylık olmuştu ve sanat fuarı ile çakışmıştı. Bu da hem çocuklar için hem de bizim için fuar gezisini daha bir zevkli hale getirmişti. 

Bu sene de 2. sinin düzenlendiğini gördüğüm Çocuk Gelişim Fuarı ile çakışmıştı. Aslında benim için güzel bir durumdu. Hatta önceden böyle bir fuarın varlığını öğrenseydim direkt ona giderdim. Çünkü çocuk kitapları zaten buradaydı ve çocuk oyun alanları etkinlikleri de cabasıydı. 2,5 yaşında olan kızım bu fuardan büyük bir keyif aldı. Çeşitli zeka oyunlarıyla, yapbozlarla oynadı ve fuardan çıkışımız zor oldu.


Kitap fuarında dini eğitim içeren, değerler eğitimini içeren kitaplara ve öfke kontrolü yaşayan oğlum için öfke telkinleri veren kitapları aramaya ağırlık verdim. Diyanetin okul öncesi eğitim için çıkardığı kitapları gördüm ve ilk incelememde güzel olduğunu düşünerek aldım. Örnek vermek gerekirse;
  • Özkan Öze'nin kaleme aldığı "Peygamber hikayeleri serisi" 10 kitaptan oluşuyor, Adem, Nuh, İbrahim Peygamber gibi.. 
  • Yine Diyanetin 5 yaş ve üzeri çocuklar için hazırladığı dini eğitim serisi. Bunun içerisinde Peygamberimizin hayatı, boyamalı ve hikayeli "40 Hadis", peygamberimizin arkadaşları serisi ve Kuran öğrenmek için cüz eğitim kitapları içeren bir takım. 
  • Dağıstan Çetinkaya'nın kaleminden "Ufak Şeyler". 
  • Cesur olmak, dürüst olmak, saygı ve sevgi, kurallara uymak, hayvan sevgisi, paylaşmanın önemi, iyi insan olmak, yardımlaşma, çevre bilinci, nezaket gibi temaları içeren Çakıl "Gülen yüz" serisini eksik parça yayıncılıktan aldık. 
  • Yağmur yayınlarından Mahmut Yılmaz'ın kaleminden bir set. Ev kazaları ile ilgili "Elektrik Matematik Biliyor", Kaybolmakla ilgili farkındalığı artırmak için "Ben Kaybolmam Ki!", zor durumlardan kurtulmak için "Keşke Yalan Söylemeseydim" kitapları. 
  • İş Bankası Kültür Yayınlarının ilk okuma kitaplarım serisinin neredeyse tamamına yakınını aldık. Elif, Çağlar, İnci serileri ve Arkadaşım... serisi. Bunları özellikle tavsiye ediyorum ki çocuklar bunlara bayılıyor.
Etkinlik kitapları aldım ama bunu başka bir başlıkta anlatacağım. Elbette başka kitaplarda aldık ama en önemlileri bence bunlar.

Şimdi gelelim Çocuk Gelişim Fuarına. "0-10 yaş arasındaki çocukların sosyal, duygusal, zihinsel, kültürel ve bedensel açıdan iyi yetiştirilmesine ilgi duyan herkesi Türkiye'nin ilk ve tek çocuk gelişim fuarına herkesi bekleriz" sloganıyla düzenlenen ikinci fuarmış.

Bu fuar İstanbul Fuar Merkezi Expo Center da 15-18 Mart tarihleri arasında düzenleniyor. Fuarda çeşitli zeka oyuncakları, elektronik destekli legolar, dikkat artırıcı ve zeka geliştirici diğer oyuncaklar mevcut. Bunları direkt çocuğunuzla oynama imkanı da bulabiliyorsunuz. Çeşitli atölyelerin tanıtımları yapılmakta. Bu sayede miniskop bilim ve sanat atölyesi, pammuk atölye gibi çocukları eğlendiren ve eğlendirirken öğreten çeşitli etkinlikler düzenleyen atölyeler mevcut. Ayrıca özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleriyle bizzat görüşebilirsiniz.


Kitap fuarı tamamen ücretsizdi. Çocuk gelişim fuarı ise e-bilet almışsanız ücretsiz, direkt fuara giderseniz 5 lira ile ücretlendiriliyor.

Bu fuarlara gitmeli mi?

Bence gitmeli hem çocuklarında böyle ortamlar görmesi gerekli diye düşünüyorum hem de kitapları rahatlıkla karıştırıp pazarlık ederek kitap almak güzel. Sıkıntı şurada İş bankası kültür yayınlarından 380 liralık kitap aldım. Aldığım kitaplarda %25 indirim vardı. Bugün bu yazıyı yazarken yayın evinin tam adını öğrenmek için webden baktığımda D&R da aynı kitaplarda %35 indirim olduğunu görüyorum. Bu da elbette büyük hayal kırıklığı oluyor. Buradan fuar katılımcılarına sesleniyorum. Daha ucuza lütfen daha promosyonlu lütfen...

Sevgiyle kalın...
[Devamı...]

10 Ekim 2017 Salı

Bir Annelik Hikayesi

Siz hiç madalyonun diğer tarafını merak ettiniz mi?

Yok yok, bebekleriyle doğar doğmaz yanak yanağa mutluluk fotoğrafları çekilenleri demiyorum.

Hani şu altüst olanları, mutsuzluktan gizli gizli ağlayanları, içi sıkılanları, nefes alamayanları, arafta kalanları, tünelin ucundaki ışığı göremeyenleri, bütün video ve fotoğraflarda bebeğini göz ucuyla çaktırmadan izleyenleri diyorum.

Lohusalık depresyonu (postpartum depresyon) yeni doğum yapan her 10 kadından 1'inde görülse de aslında bu oranının çok daha yüksek olabileceği düşünülüyor. Ancak doğum yapmak gibi mutlu ve mucizevi bir olayın içerisinde depresif duygular yaşamak kadınları suçlu hissettiriyor ve durumu çevreleri ile paylaşmalarını engelliyor.

Bu ay raflarda yerini alan Bir Annelik Hikayesi - Hayaller ve Gerçekler tam da bu konuya parmak basarak karşımıza çıkıyor.

"İlk aylarda oğlumu uyutmak için ninni söylerken '...benim de yavrum lokum yer...'kısmını söyleyemedim. 'Selim bebek lokum yer' diye çıkıyordu ağzımdan istemsizce." diye anlatıyor kendi lohusalık sürecini Pınar Cambaz.

Bir annenin bebeğinin ilk iki yılını, kendi hissettiklerini ve yaşadıklarını paylaştığı Bir Annelik Hikayesi sadece taze anneler için değil, devamlı "Sütün var mı? Sütün yetiyor mu?" diye sorarak lohusalık ateşini harlayan eş dost çevresi için de ufuk açacak türden.

Keyifli okumalar!

~
"Ben kime sorayım şimdi derdimi? Hangi komşuma, hangi akrabama, hangi arkadaşıma sorayım?

'Bana bir haller oluyor, çok mutsuz, çok umutsuzum, nefes alamıyorum, size de oldu mu?' diye nasıl sorayım.

Sorulmaz.

Çünkü havada asılı duran görünmez ama boğucu bir bulut gibidir mahalle baskısı, üzerinizde sallanır durur, nefes aldırmaz.

Bu da böyle bir yazı olsun, burada dursun. Bir gün kolu kanadı kırık, gözü yaşlı bir lohusa anne gelip bunu okusun. Bilsin ki yalnız değil, bilsin ki her şey geçecek, bize sadece zaman gerekli.

Bilsin ki nefes alabilsin."

~

http://www.dr.com.tr/Kitap/Bir-Annelik-Hikayesi/Egitim-Basvuru/Aile-Cocuk/urunno=0001721051001

#birannelikhikayesi

#lohusalıkdepresyonu

#postpartumdepresyon
[Devamı...]

27 Eylül 2016 Salı

Islak mendil (Bebekler için) denemeleri

Bebeğimizin temizliği konusunda, özellikle altına yaptığında ilk başvurduğumuz şey ıslak mendil oldu. Eskiden annelerimiz ne kullanırdı diye sormadım ama temizliği kolaylaştırıp pratik hale getirdiği için bizim çok tercih ettiğimizi söyleyebiliriz. Peki bebeğimiz için ıslak mendil seçerken nelere dikkat ediyoruz? Hangi marka ıslak mendil? Islak mendil bebek için mi olmalı? Bu yazıyı babanın ufak yorumlarıyla anne gözünden yazıyorum.

10 bilinmeyenli 8 denklem hadi çöz bakalım!!

Islak mendil denince aklıma rengarenk paketlerde 1 liradan 10 liraya kadar uzanan bir fiyat aralığında çok çeşit geliyor. Bebeğimiz doğduğunda bu ürünü alırken hangi marka seçeceğimi bilemedim. Ama Nivea ya ve Johnson Baby' e ait indirim çeklerim vardı. Bu indirim çekleri ile Nivea'ya ait farklı ürün ıslak mendilden satın alıp kullandım. Sonuçta çocuğun altını temizlemek için kullanacağım bir üründü işte çok para vermeye ne gerek vardı. Zaten başlangıçta iki günde bir hemencecik bitiyordu.


Sonra bez seçiminde Prima'ya karar verince Prima ıslak mendil kullanmaya başladım ama o da çok küçük ve gözenekliydi. Denemeler denemeler sonucu UNİ de karar kıldım. UNİ' ninde çeşitleri vardı. Çok küçükken pişik kremlisini, hatta kızımız doğduğunda "Yeni Doğan" ürününü, pamuklu yüzeylisini falan seçer oldum. Ama daha büyüdükçe farklı ve daha ucuz olan ıslak mendillere geçeyim dedim. Bu sefer bebeğimin poposunda kızarıklıklar ve pişikler oldu. Bu pişikli zamanlarında su ve pamukla temizledim. Hatta su altında yıkayıp kuruladım. Islak mendili aynı zamanda üstüne birşeyler döküldüğünde ya da üzerini kirlettiğinde kullanıyordum. Bu durumda poposu için aldığım pahalı ürünleri kullanmayı istemiyordum ve ucuz mendillerle siliyordum. Ama bazen bebeğin elini yüzünü de silmek gerekiyordu ve ucuz mendilleri kullanmak istemiyordum.


Tüm bu sorular karmaşa ve pratik fikirler sonucunda "aman" dedim ve UNİ' nun sarı paketlerini kullanmaya başladım. Pamuk ve saf su olan bu paketler benim bebeği pamuk ve suyla temizlememe denkti. Kokusu yoktu ve bebeğimin elini yüzünü ağzını rahatlıkla silebiliyorum. Yere dökülen birşey olursa kimi zaman bununla yapıyorum ama çoğunlukla da Komili'nin ucuz ve bence aslında bayağı da kaliteli olan mendilleriyle yapıyorum.

İlk çocukta ıslak mendil gibi basit bir konuya bile karar vermek çok zor oluyor. İkinci çocukta biraz daha rahat hareket edebiliyorsunuz. Gelelim ıslak mendil seçerken dikkat ettiğim noktalara;

  • Paketin açılma şeyli ve mendillerin çıkışları. Bazı paketlerden mendili bir tane çekiyorsunuz bir bakıyorsunuz ki tüm mendiller dışarı çıkıyor ve bir elinizle bebeği kontrol altında tutmaya çalışırken bu hiç de kolay olmuyor. 
  • Bir de kapağı açmak için tek elle hatta parmakla başarmanız gerekebiliyor. Bu da UNİ'nun bas al kapaklarında mevcut. Zaten yapışkanlı paketlerin yapışkanı bozuluyor ve mendiller kuruyor. Bas al kapaklar çek kapaklara göre daha kullanışlı ve bebeğin de tek başına açıp hepsinin çıkarı çıkaramayacağı cinsten.
  • İlk zamanlarında kokusuz olmasına dikkat ediyordum. Kokusuz olanlar genelde su bazlı oluyor
  • Ayrıca mendil seçimde bir de elleri yapış yapış etmesine bakılmasını tavsiye ediyorum. Bu yapışıklık hoş bir duygu vermiyor. Dolayısıyla kuruması da hoş olmuyor ve pişik yapanın bu olduğuna inanıyorum. Zaten ben su ile bile altını alsam bebeğimin yine de penye bir bezle kurulayıp öyle bezliyorum. Pişik engelleyici kremlerinde böyle daha çok işe yaradığını düşünüyorum.
  • Çoğu zaman ıslak mendilleri ikiye bölüp kullanıyorum. Hatta yeni doğduğunda üçe, dörde böldüğüm zamanlar vardı. Çünkü bir tanesinin silerken büyük geldiğini ve gereksiz yere mendil israf ettiğimi farkettim. Bu durumda bazı mendiller rahatlıkla yarıya bölünebilirken bazısını bölmek oldukça zor oluyor. Şu anda en kolay bölünen Huggies diyebilirim.

Son zamanlarda Huggies'in sarı paketli ıslak mendillerine geçtim. Bir ara yeşil kullansam da o dönemde yaşadığım pişik sorunu sonrası son kararım sarı paketli mendilleri oldu. Dokusu daha yumuşak, prüzsüz ve kolay bölünebilir olduğundan tercih eder oldum.

Sonuç olarak özellikle yeni doğan sürecinde saf su içeren ürünleri tercih edebilirsiniz. Sonrasında ise bebeğinizin pişik durumunu takip ederek seçiminizi yapabilirsiniz. Islak mendilden de pişik olabiliceğini unutmayın. Bence arada sırada su ile poposunu yıkamayı ihmal etmeyin. Hem ferahlık sağlıyor hem de gerçekten daha temiz oluyor. Ben yıkasam da, ıslak mendil ile silsem de yine bir penye ile kuruluyorum. Size de tavsiye ederim. Bir de fiyat olarak kutulu ürünlerde büyük marketler ya da bebek mağazalı ciddi indirimler yapabiliyor. Bu tarz ürünleri tercih etmenizde fayda var.

Bir anne olarak sanırım ıslak mendil konusunda diyebileceğim başka birşey yok. Sizlerin önerisi varsa gelin tartışalım.

yeniaile @Twitter
yeniaile @Facebook

[Devamı...]

22 Eylül 2016 Perşembe

Süründü, Emekledi ve Yürüdü

Bir bebeğin en çok izlendiği süreç öncelikle hareket sürecidir. Daha sonra konuşma süreci gelir. Elini salladı, bacağını kaldırdılardan sonra  süründü, emekledi ve yürüdü ile biten ve unutulmayan bir serüveni anlatmak istedik.

Aaaa İşte Yürüdü

Oğlumuz ilkin sürünürken geri geri gitmeyi başardı. Bu büyük başarısının arkasında bir şeylere ulaşma isteği vardı. Yere onun seveceği hedefler koyunca önce bilinçsiz daha sonra ise deneyim ve bilinç ile hedefe ulaşmayı başardı. Bu süreçler artık ne zaman emekleyecek dedirtip durdu bizi. O kadar çok önüne hedefler koyarak alması için çaba sarfettirdik ki maalesef olmadı. Onun tercihi 7 aylıkken ellerinden tutup yürütmemiz şeklinde gerçekleşti. Yani siz ne kadar çok hayal ederseniz edin asıl olan bebeğin istekleridir. Bu süreç aslına bakarsanız çok yorucu oldu. Devamlı olarak ellerimden tutun da yürüyeyim modunda bir bebek ve sizden yaklaşık 1 metre kısa bu yaratığa eğilmek için  eğilmek zorunda kalan biz. Bel, sırt ağrılarının başladığı bu dönem her anne baba için kısa sürmesini temenni ettiğim zevkli ama bir o kadar da yorucu bir süreç. Bu süreçte elbette hopppala yardımı almak için çaba sarfettik fakat o da anne babasının ellerinin kıymetini ve verdiği güzeni tercih etti. Hoppalaya verilen para ise çöpe gitti elbette. 

Bizim bu sürecimiz maalesef 14 aylık olup da yürüyene kadar devam etti. Bu 7 aylık süreçte yürüteç almama kararımızı sonuna kadar inatla sürdürdük. Yürüme yardımcılarına elbette başvurduk. İlk arabam mahlalı yürüme yardımcısından aldık. Sanırım markası "Playskool" ilk arabam diye geçiyordu. Gayet eğlendik ilk araba ile çünkü üzerinde bebeklere hitap eden aparatlar vardı ama yürümek istemedi. Bir kaç defa yürüdü ama düşünce yürüme kararından uzun süreliğine hep vazgeçti.

Evde annesi ile yalnız olduğu bir gün oğlumuz da arabasıyla oyun oynuyordu. Tüm cesaretini toplayıp ayaklanan oğlumuz mutfağa tek başına gelmeyi başardı. O an eğer kendi isterse herşeyi başarabileceği ortaya çıktı. Çocuklar gerçekten ilginç yaratıklar. Bunu yaptıktan sonra elbette uzun süre yine arabasını yürüme amaçlı kullanmadı :) Kendi istekleri dışında kısacası arabayı ona kullandırtamadık. Bu belki de bizim çocuğumuzun balık burcu olması ve garantici yapıya sahip olmasından kaynaklanıyor olabilir. 

Kısa süre sonra oğlumuz 14 aylık olmuştu, aslında aylardır tek başına yürüyebilecekken bizim iki elimizi de birlikte tutarak yürümeye çalışmayı bırakmıştı ve artık yürüyordu. Şimdi ise başına buyruk yürüyen bir çocuğa sahiptik. Arkadaşımız daha önce yürüyüş arkadaşım isimli şu yürürken önde ittirdikleri oyuncaklardan almıştı. Onu kullanma zamanı gelmişti. Ama onu da daha çok ileri geri yapıp ses çıkarmak için kullandık. Daha sonra vapurda kendi ısrarı üzerine sadece o gün için hevesle kullandığı daha sonra da araba olarak değelendirdiği direksiyonlu yürüyüş arkadaşı bir polis arabası aldık. Oğlumuz arabalara biraz fazla meraklıdır da. 

Merdivenden emekleyerek tırmanması 10. ayında gerçekleşti. Çok komikti çünkü ilginç bir şekilde kimsenin yardımı olmadan onu 2. basamakta yakaladık. Sonraki iki günde çabalamaları sonucu bayağı merdiven çıkar hale gelmişti. Elbette bu o sırada misafir bulunduğumuz evin içerisinde merdiven olmasından kaynaklanıyordu. Tek başına merdivenleri çıkıp inmeye ise 25 aylıkken başladı. Bu süreçte ise elbette arkasında durup kontrolü sağlıyoruz. Çocuklara güven olmaz.

Kısaca yürüyüş maceramız böyle. Bu süreçteki güvenlik önlemlerini daha sonra evde bebeğinizin güvenliği başlıklı yazımızda değerlendireceğiz. Ama burada da sürünme, emekleme ve yürüme sürecindeki güvenlik önlemlerinden bahsedebiliriz:

Biz evlenirken eşyalarımızı birazcık çocuk düşüncesi ile aldığımızdan aslında çok fazla dikkat etmesek de köşeli olmayan yumuşak kenarlı mobilyalardan seçtik. Yuvarlak kesimli olduğu için mobilyalarımız bizim çocuğumuza çok şükür zarar vermedi. Bir zigon takımı vardı köşeli onlara da silikon başlıklardan aldık. Orta sehpamız olmadığından boş alanı rahatlıkla değerlendirdik. Yürüme sürecinde hele de koşmaya başladıklarında bu aparatların faydasını fazlaca gördük. Emekleme sürecinde de en merak ettikleri şey elektrik prizleri elbette. Evimizi yaptırırken çocuk kilitli ve kapaklı prizleri seçmemizin faydasını gördük ve sorun yaşamadık çok şükür. Kapılar ve çekmeceler bu süreçte çok büyük sorun. Daha yürümeden oğlumuz tek açabildiği konsol kapağını açıp içerisindeki bardakları alıyordu. Oradan destek aldığı için de her an parmakları sıkışabilirdi. Önlem olarak ilk etapta koli bandını kullansak da bir süre sonra gücü fazla olan oğlumuza dayanmadı ve sonuç itibariyle emniyet aparatlarına geçiş yaptık. Daha sonra onları da koparmaya gücü yetiyor elbette :)

Bu bebişlerin sürünmemesi, emeklememesi hele de yürümemesisi bir dert, sürünmesi, emeklemesi, yürümesi ayrı bir dert. Atalarımız ne demiş: "Çocuğun mu var derdin var." Allah yine de herkese bu dertten istedikleri kadar versin.

İşi doğasına bırakmak lazım

Bu yazı uzun süre taslak olarak kaldığından oğlumuzun yürüme sürecini unuttum diyebilirim. Daha önce yazdığımız bu yazıya baba yorumu eklemek istiyorum.. Neyse şimdi kızımızdan örnekle sürünme, emekleme ve yürüme sürecine bakış atabilirim.

Öncelikle her bebek için farklı ilerleyen bu süreçte ebeveynlere endişe etmemeleri gerektiğini öneririm. Gittiniz misafirliklerde, aile toplantılarında "yürüyor mu" soruları gelebilir. Sonra karşılaştırmalar başlar. Yok dayısı şu zamanda yürümüştü, yok teyzesi ile babası aynı zamanlarda emekliyordu, yok en erken bizim oğlan yürümüştü gibi karşılaştırmalara maruz kalıp bebeğinizden şüphe edebilirsiniz. En baştaki önerimi yineliyorum "her bebek için farklı ilerleyen bir süreç" ki bu tezimi ikinci çocuğumuzla pekiştirebilirim. Ayrıca bebek hareket sağladıkça kısaca süründükçe, emekledikçe ve yürüdükçe bakım zorluğu artıyor. Her daim kontrol etmeniz gerekiyor. O nedenle yürümesi için acele etmeyin :)

Oğlumuz ağır bir bebekti ve ilk olarak geri geri emekleye başladı. Ağırlığına rağmen 7-8 aylıkken yürüme denemeleri hatta eller boşta kısa mesafe yürümeleri yapmaya başlamıştı. Fazlaca düşüş sonrasında vazgeçti ve yürümek istese de hep bir dayanak, bir eşlik eden aramaya başladı. Sonuç olarak 14.ayda kendi başına yürümeye başladı.


Kızımız oğlumuza göre fiziksel olarak kilosunda ve boyunda daha normal bir bebek :) Dolayısıyla beklentimiz normal zamanlarda bu işlemleri gerçekleştirmesi oldu. Tabi abimizin sürekli olarak dürtmeleri sonucu daha erken emeklemek istedi ve düz emekleyerek bunu başardı. Sonrasında yere basma süreci başladı. Bu süreçte annemiz yorulduğu ve yetişemediği için ilk çocukta karşı çıktığımız yürüteci kızımızda aldık. Bu sayede kızımız abinin seviyesinde, gerek onun itmesiyle gerek kendi çabasıyla abinin aşırı hareketliliğine cevap verir konuma geldi. Kısacası sonuçtan hem biz hem de çocuklarımız memnun kaldı diyebiliriz.

Yürüteçte geçirilen zaman sonrasında, yürüteçten bağımsız ayakta durmak bir yerlere gitme ve yerden bir şeyler alabilme hevesi başladı. Bu heves sonunda yürüteci bir kenara atıp elden ya da kanepelerden tutarak yürüme süreci başlamış oldu. Şu anda 11 aylık olmasına ve son 1 aydır hiç bir yere tutmadan yürüyebilmesine rağmen kendisini riske etmiyor ve uzun mesafede elden tutmak istiyor. Abisinden farklı fiziksel yapıya, erken dönem emekleme ve dayanaklı yürüme tecrübesine sahip olsa da, görünen o ki abisinin 14 aylık sürecini tamamlayacak gibi durmasına rağmen yaşına 10 gün kala tek başına yürüme yeteneğini kazandı ve başarılı sonuçlar elde etti. Abisinin hızına kavuşamasa da onunla baş edebiliyor.

Yine en başta söylediğimiz gibi "her bebek için farklı ilerleyen bir süreç" sözünü desteklemiş oldular. Sürünme, emekleme ve yürüme sürecinde bence ebeveynlerin dikkat etmesi gereken gerçekten fiziksel olarak sorunun olup olmadığıdır. Gelişim sürecini tam olarak bilmememize karşın  7-8 aylık bir bebek yere sağlam basmıyorsa ya da 11-12 aylık bebek hala sürünmüyorsa burada sorun olma olasılığı yüksektir. Tabi hekimler bu konuda bilgiyi size net olarak verebilir. Diğer aile içi ya da dışı karşılaştırmaları bence fazla kafanıza takmayın. Bu bir yarış değil sürecin keyfini çıkarın.
[Devamı...]

19 Ocak 2016 Salı

2015 yılında 4 kişilik yeni aile

Üç kişilik yeni aile olarak girdiğimiz 2015 senesinden dört kişilik aile olarak çıktık. 2014 yılı için yaptığımız yıllık çizelgeye benzer şekilde 2015 yılı içinde yaşadığımız olayları oğlumuz ve artık kızımız üzerinden görmek istedik. Senelik özet çizelgesini umarım siz de beğenirsiniz.
  • İlk ayda sevindirici haberler var

    Ocak 2015

    Senenin ilk ayında süpriz bir şekilde ailemize katılacak 4.üyenin haberini aldık. Oğlumuzun bundan haberi bile yoktu.
  • Kış bastırdı

    Şubat 2015 Şubatın ilk günlerinde yağan kar nedeniyle oğlumuz kardan adam yapmaya sokağa indi
  • Şevşek vakvin temalı  ufak bir doğum günü kutlamasıyla Kadir artık 2 yaşında.
    Detaylar...
  • Evde tablet ile vakit geçiriyoruz

    Mart 2015
    Havaların soğuk olması nedeniyle evde tv ve tablet ile vakit geçmiyor saçlar uzuyor.
  • Güneşle birlikte sokağa çıkmaya başladık

    27 Nisan 2015
    Güneşli günlerde adamın birini evde tutmakta zorlanıyoruz. Her geçen gün dışarıya çıkma istekleri artıyor.
  • Havalar ısınıyor dondurma talebi başladı

    Mayıs 2015
    Mayıs ayında havaların sıcak gitmesi ve hamile annemizin dondurma kriziyle oğlumuzda da dondurma talebi artmaya başladı
  • İyice sokak çocuğu olduk
    Haziran 2015

    Sokakta oynamak, kirlenmek güzeldir.
  • Havuz deniz farketmez  içinde su olsun yeter

    Temmuz 2015
    Balık burcundanı mıdır nedir çözemedik ama bu sene de denizi pas geçemedik.
  • Ayın son günlerinde ailemizin yeni bireyi hoş geldi

    Ağustos 2015
    28 Ağustos günü sabah erken saatlerde çok şükür yeni aile bireyimiz teşrif etti.
  • Kardeş ile ısınma turları

    Eylül 2015
    Henüz kıskanmayı keşfedemeyen abimize, kardeşe ısınma turları devam ediyor.
  • Aktif çocuğu hastalık ezdi geçti

    Ekim 2015
    Havaların soğuması ve günlerin kısalmasıyla dışarı hasretiyle ev içerisinde enerjisini atamayan çocuğu hastalık ezdi geçti.


  • Kıskançlık dozu gittikçe artmaya başladı

    Kasım 2015
    Artık abi kardeş sürekli olarak aynı karede ve abi herşeyiyle (bağırması, çağırması, aktifliğiyle) hep ön planda :) Kızımız da büyüyor
  • Etkinlik üstüne etkinlik

    Aralık 2015
    Artan kıskançlıklar, kapalı ve soğuk hava sonucunda ilgiyi üzerine çeken oğlumuz yılın son günlerinde ev çalışmalarını ve kardeşine olan yakın ilgiyi oldukça artırdı.

Kısa bir özet halinde 2015 senesini sizlere anlatmaya çalıştık. Darısı 2016 yılına nice yıllara hep beraber mutlu, huzurlu sağlıklı İNŞALLAH...
[Devamı...]
 
Copyright © . Anne ve Baba Gözünden Bebek Gelişimi - Posts · Comments