bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Eylül 2016 Salı

Islak mendil (Bebekler için) denemeleri

Bebeğimizin temizliği konusunda, özellikle altına yaptığında ilk başvurduğumuz şey ıslak mendil oldu. Eskiden annelerimiz ne kullanırdı diye sormadım ama temizliği kolaylaştırıp pratik hale getirdiği için bizim çok tercih ettiğimizi söyleyebiliriz. Peki bebeğimiz için ıslak mendil seçerken nelere dikkat ediyoruz? Hangi marka ıslak mendil? Islak mendil bebek için mi olmalı? Bu yazıyı babanın ufak yorumlarıyla anne gözünden yazıyorum.

10 bilinmeyenli 8 denklem hadi çöz bakalım!!

Islak mendil denince aklıma rengarenk paketlerde 1 liradan 10 liraya kadar uzanan bir fiyat aralığında çok çeşit geliyor. Bebeğimiz doğduğunda bu ürünü alırken hangi marka seçeceğimi bilemedim. Ama Nivea ya ve Johnson Baby' e ait indirim çeklerim vardı. Bu indirim çekleri ile Nivea'ya ait farklı ürün ıslak mendilden satın alıp kullandım. Sonuçta çocuğun altını temizlemek için kullanacağım bir üründü işte çok para vermeye ne gerek vardı. Zaten başlangıçta iki günde bir hemencecik bitiyordu.


Sonra bez seçiminde Prima'ya karar verince Prima ıslak mendil kullanmaya başladım ama o da çok küçük ve gözenekliydi. Denemeler denemeler sonucu UNİ de karar kıldım. UNİ' ninde çeşitleri vardı. Çok küçükken pişik kremlisini, hatta kızımız doğduğunda "Yeni Doğan" ürününü, pamuklu yüzeylisini falan seçer oldum. Ama daha büyüdükçe farklı ve daha ucuz olan ıslak mendillere geçeyim dedim. Bu sefer bebeğimin poposunda kızarıklıklar ve pişikler oldu. Bu pişikli zamanlarında su ve pamukla temizledim. Hatta su altında yıkayıp kuruladım. Islak mendili aynı zamanda üstüne birşeyler döküldüğünde ya da üzerini kirlettiğinde kullanıyordum. Bu durumda poposu için aldığım pahalı ürünleri kullanmayı istemiyordum ve ucuz mendillerle siliyordum. Ama bazen bebeğin elini yüzünü de silmek gerekiyordu ve ucuz mendilleri kullanmak istemiyordum.


Tüm bu sorular karmaşa ve pratik fikirler sonucunda "aman" dedim ve UNİ' nun sarı paketlerini kullanmaya başladım. Pamuk ve saf su olan bu paketler benim bebeği pamuk ve suyla temizlememe denkti. Kokusu yoktu ve bebeğimin elini yüzünü ağzını rahatlıkla silebiliyorum. Yere dökülen birşey olursa kimi zaman bununla yapıyorum ama çoğunlukla da Komili'nin ucuz ve bence aslında bayağı da kaliteli olan mendilleriyle yapıyorum.

İlk çocukta ıslak mendil gibi basit bir konuya bile karar vermek çok zor oluyor. İkinci çocukta biraz daha rahat hareket edebiliyorsunuz. Gelelim ıslak mendil seçerken dikkat ettiğim noktalara;

  • Paketin açılma şeyli ve mendillerin çıkışları. Bazı paketlerden mendili bir tane çekiyorsunuz bir bakıyorsunuz ki tüm mendiller dışarı çıkıyor ve bir elinizle bebeği kontrol altında tutmaya çalışırken bu hiç de kolay olmuyor. 
  • Bir de kapağı açmak için tek elle hatta parmakla başarmanız gerekebiliyor. Bu da UNİ'nun bas al kapaklarında mevcut. Zaten yapışkanlı paketlerin yapışkanı bozuluyor ve mendiller kuruyor. Bas al kapaklar çek kapaklara göre daha kullanışlı ve bebeğin de tek başına açıp hepsinin çıkarı çıkaramayacağı cinsten.
  • İlk zamanlarında kokusuz olmasına dikkat ediyordum. Kokusuz olanlar genelde su bazlı oluyor
  • Ayrıca mendil seçimde bir de elleri yapış yapış etmesine bakılmasını tavsiye ediyorum. Bu yapışıklık hoş bir duygu vermiyor. Dolayısıyla kuruması da hoş olmuyor ve pişik yapanın bu olduğuna inanıyorum. Zaten ben su ile bile altını alsam bebeğimin yine de penye bir bezle kurulayıp öyle bezliyorum. Pişik engelleyici kremlerinde böyle daha çok işe yaradığını düşünüyorum.
  • Çoğu zaman ıslak mendilleri ikiye bölüp kullanıyorum. Hatta yeni doğduğunda üçe, dörde böldüğüm zamanlar vardı. Çünkü bir tanesinin silerken büyük geldiğini ve gereksiz yere mendil israf ettiğimi farkettim. Bu durumda bazı mendiller rahatlıkla yarıya bölünebilirken bazısını bölmek oldukça zor oluyor. Şu anda en kolay bölünen Huggies diyebilirim.

Son zamanlarda Huggies'in sarı paketli ıslak mendillerine geçtim. Bir ara yeşil kullansam da o dönemde yaşadığım pişik sorunu sonrası son kararım sarı paketli mendilleri oldu. Dokusu daha yumuşak, prüzsüz ve kolay bölünebilir olduğundan tercih eder oldum.

Sonuç olarak özellikle yeni doğan sürecinde saf su içeren ürünleri tercih edebilirsiniz. Sonrasında ise bebeğinizin pişik durumunu takip ederek seçiminizi yapabilirsiniz. Islak mendilden de pişik olabiliceğini unutmayın. Bence arada sırada su ile poposunu yıkamayı ihmal etmeyin. Hem ferahlık sağlıyor hem de gerçekten daha temiz oluyor. Ben yıkasam da, ıslak mendil ile silsem de yine bir penye ile kuruluyorum. Size de tavsiye ederim. Bir de fiyat olarak kutulu ürünlerde büyük marketler ya da bebek mağazalı ciddi indirimler yapabiliyor. Bu tarz ürünleri tercih etmenizde fayda var.

Bir anne olarak sanırım ıslak mendil konusunda diyebileceğim başka birşey yok. Sizlerin önerisi varsa gelin tartışalım.

yeniaile @Twitter
yeniaile @Facebook

[Devamı...]

22 Eylül 2016 Perşembe

Süründü, Emekledi ve Yürüdü

Bir bebeğin en çok izlendiği süreç öncelikle hareket sürecidir. Daha sonra konuşma süreci gelir. Elini salladı, bacağını kaldırdılardan sonra  süründü, emekledi ve yürüdü ile biten ve unutulmayan bir serüveni anlatmak istedik.

Aaaa İşte Yürüdü

Oğlumuz ilkin sürünürken geri geri gitmeyi başardı. Bu büyük başarısının arkasında bir şeylere ulaşma isteği vardı. Yere onun seveceği hedefler koyunca önce bilinçsiz daha sonra ise deneyim ve bilinç ile hedefe ulaşmayı başardı. Bu süreçler artık ne zaman emekleyecek dedirtip durdu bizi. O kadar çok önüne hedefler koyarak alması için çaba sarfettirdik ki maalesef olmadı. Onun tercihi 7 aylıkken ellerinden tutup yürütmemiz şeklinde gerçekleşti. Yani siz ne kadar çok hayal ederseniz edin asıl olan bebeğin istekleridir. Bu süreç aslına bakarsanız çok yorucu oldu. Devamlı olarak ellerimden tutun da yürüyeyim modunda bir bebek ve sizden yaklaşık 1 metre kısa bu yaratığa eğilmek için  eğilmek zorunda kalan biz. Bel, sırt ağrılarının başladığı bu dönem her anne baba için kısa sürmesini temenni ettiğim zevkli ama bir o kadar da yorucu bir süreç. Bu süreçte elbette hopppala yardımı almak için çaba sarfettik fakat o da anne babasının ellerinin kıymetini ve verdiği güzeni tercih etti. Hoppalaya verilen para ise çöpe gitti elbette. 

Bizim bu sürecimiz maalesef 14 aylık olup da yürüyene kadar devam etti. Bu 7 aylık süreçte yürüteç almama kararımızı sonuna kadar inatla sürdürdük. Yürüme yardımcılarına elbette başvurduk. İlk arabam mahlalı yürüme yardımcısından aldık. Sanırım markası "Playskool" ilk arabam diye geçiyordu. Gayet eğlendik ilk araba ile çünkü üzerinde bebeklere hitap eden aparatlar vardı ama yürümek istemedi. Bir kaç defa yürüdü ama düşünce yürüme kararından uzun süreliğine hep vazgeçti.

Evde annesi ile yalnız olduğu bir gün oğlumuz da arabasıyla oyun oynuyordu. Tüm cesaretini toplayıp ayaklanan oğlumuz mutfağa tek başına gelmeyi başardı. O an eğer kendi isterse herşeyi başarabileceği ortaya çıktı. Çocuklar gerçekten ilginç yaratıklar. Bunu yaptıktan sonra elbette uzun süre yine arabasını yürüme amaçlı kullanmadı :) Kendi istekleri dışında kısacası arabayı ona kullandırtamadık. Bu belki de bizim çocuğumuzun balık burcu olması ve garantici yapıya sahip olmasından kaynaklanıyor olabilir. 

Kısa süre sonra oğlumuz 14 aylık olmuştu, aslında aylardır tek başına yürüyebilecekken bizim iki elimizi de birlikte tutarak yürümeye çalışmayı bırakmıştı ve artık yürüyordu. Şimdi ise başına buyruk yürüyen bir çocuğa sahiptik. Arkadaşımız daha önce yürüyüş arkadaşım isimli şu yürürken önde ittirdikleri oyuncaklardan almıştı. Onu kullanma zamanı gelmişti. Ama onu da daha çok ileri geri yapıp ses çıkarmak için kullandık. Daha sonra vapurda kendi ısrarı üzerine sadece o gün için hevesle kullandığı daha sonra da araba olarak değelendirdiği direksiyonlu yürüyüş arkadaşı bir polis arabası aldık. Oğlumuz arabalara biraz fazla meraklıdır da. 

Merdivenden emekleyerek tırmanması 10. ayında gerçekleşti. Çok komikti çünkü ilginç bir şekilde kimsenin yardımı olmadan onu 2. basamakta yakaladık. Sonraki iki günde çabalamaları sonucu bayağı merdiven çıkar hale gelmişti. Elbette bu o sırada misafir bulunduğumuz evin içerisinde merdiven olmasından kaynaklanıyordu. Tek başına merdivenleri çıkıp inmeye ise 25 aylıkken başladı. Bu süreçte ise elbette arkasında durup kontrolü sağlıyoruz. Çocuklara güven olmaz.

Kısaca yürüyüş maceramız böyle. Bu süreçteki güvenlik önlemlerini daha sonra evde bebeğinizin güvenliği başlıklı yazımızda değerlendireceğiz. Ama burada da sürünme, emekleme ve yürüme sürecindeki güvenlik önlemlerinden bahsedebiliriz:

Biz evlenirken eşyalarımızı birazcık çocuk düşüncesi ile aldığımızdan aslında çok fazla dikkat etmesek de köşeli olmayan yumuşak kenarlı mobilyalardan seçtik. Yuvarlak kesimli olduğu için mobilyalarımız bizim çocuğumuza çok şükür zarar vermedi. Bir zigon takımı vardı köşeli onlara da silikon başlıklardan aldık. Orta sehpamız olmadığından boş alanı rahatlıkla değerlendirdik. Yürüme sürecinde hele de koşmaya başladıklarında bu aparatların faydasını fazlaca gördük. Emekleme sürecinde de en merak ettikleri şey elektrik prizleri elbette. Evimizi yaptırırken çocuk kilitli ve kapaklı prizleri seçmemizin faydasını gördük ve sorun yaşamadık çok şükür. Kapılar ve çekmeceler bu süreçte çok büyük sorun. Daha yürümeden oğlumuz tek açabildiği konsol kapağını açıp içerisindeki bardakları alıyordu. Oradan destek aldığı için de her an parmakları sıkışabilirdi. Önlem olarak ilk etapta koli bandını kullansak da bir süre sonra gücü fazla olan oğlumuza dayanmadı ve sonuç itibariyle emniyet aparatlarına geçiş yaptık. Daha sonra onları da koparmaya gücü yetiyor elbette :)

Bu bebişlerin sürünmemesi, emeklememesi hele de yürümemesisi bir dert, sürünmesi, emeklemesi, yürümesi ayrı bir dert. Atalarımız ne demiş: "Çocuğun mu var derdin var." Allah yine de herkese bu dertten istedikleri kadar versin.

İşi doğasına bırakmak lazım

Bu yazı uzun süre taslak olarak kaldığından oğlumuzun yürüme sürecini unuttum diyebilirim. Daha önce yazdığımız bu yazıya baba yorumu eklemek istiyorum.. Neyse şimdi kızımızdan örnekle sürünme, emekleme ve yürüme sürecine bakış atabilirim.

Öncelikle her bebek için farklı ilerleyen bu süreçte ebeveynlere endişe etmemeleri gerektiğini öneririm. Gittiniz misafirliklerde, aile toplantılarında "yürüyor mu" soruları gelebilir. Sonra karşılaştırmalar başlar. Yok dayısı şu zamanda yürümüştü, yok teyzesi ile babası aynı zamanlarda emekliyordu, yok en erken bizim oğlan yürümüştü gibi karşılaştırmalara maruz kalıp bebeğinizden şüphe edebilirsiniz. En baştaki önerimi yineliyorum "her bebek için farklı ilerleyen bir süreç" ki bu tezimi ikinci çocuğumuzla pekiştirebilirim. Ayrıca bebek hareket sağladıkça kısaca süründükçe, emekledikçe ve yürüdükçe bakım zorluğu artıyor. Her daim kontrol etmeniz gerekiyor. O nedenle yürümesi için acele etmeyin :)

Oğlumuz ağır bir bebekti ve ilk olarak geri geri emekleye başladı. Ağırlığına rağmen 7-8 aylıkken yürüme denemeleri hatta eller boşta kısa mesafe yürümeleri yapmaya başlamıştı. Fazlaca düşüş sonrasında vazgeçti ve yürümek istese de hep bir dayanak, bir eşlik eden aramaya başladı. Sonuç olarak 14.ayda kendi başına yürümeye başladı.


Kızımız oğlumuza göre fiziksel olarak kilosunda ve boyunda daha normal bir bebek :) Dolayısıyla beklentimiz normal zamanlarda bu işlemleri gerçekleştirmesi oldu. Tabi abimizin sürekli olarak dürtmeleri sonucu daha erken emeklemek istedi ve düz emekleyerek bunu başardı. Sonrasında yere basma süreci başladı. Bu süreçte annemiz yorulduğu ve yetişemediği için ilk çocukta karşı çıktığımız yürüteci kızımızda aldık. Bu sayede kızımız abinin seviyesinde, gerek onun itmesiyle gerek kendi çabasıyla abinin aşırı hareketliliğine cevap verir konuma geldi. Kısacası sonuçtan hem biz hem de çocuklarımız memnun kaldı diyebiliriz.

Yürüteçte geçirilen zaman sonrasında, yürüteçten bağımsız ayakta durmak bir yerlere gitme ve yerden bir şeyler alabilme hevesi başladı. Bu heves sonunda yürüteci bir kenara atıp elden ya da kanepelerden tutarak yürüme süreci başlamış oldu. Şu anda 11 aylık olmasına ve son 1 aydır hiç bir yere tutmadan yürüyebilmesine rağmen kendisini riske etmiyor ve uzun mesafede elden tutmak istiyor. Abisinden farklı fiziksel yapıya, erken dönem emekleme ve dayanaklı yürüme tecrübesine sahip olsa da, görünen o ki abisinin 14 aylık sürecini tamamlayacak gibi durmasına rağmen yaşına 10 gün kala tek başına yürüme yeteneğini kazandı ve başarılı sonuçlar elde etti. Abisinin hızına kavuşamasa da onunla baş edebiliyor.

Yine en başta söylediğimiz gibi "her bebek için farklı ilerleyen bir süreç" sözünü desteklemiş oldular. Sürünme, emekleme ve yürüme sürecinde bence ebeveynlerin dikkat etmesi gereken gerçekten fiziksel olarak sorunun olup olmadığıdır. Gelişim sürecini tam olarak bilmememize karşın  7-8 aylık bir bebek yere sağlam basmıyorsa ya da 11-12 aylık bebek hala sürünmüyorsa burada sorun olma olasılığı yüksektir. Tabi hekimler bu konuda bilgiyi size net olarak verebilir. Diğer aile içi ya da dışı karşılaştırmaları bence fazla kafanıza takmayın. Bu bir yarış değil sürecin keyfini çıkarın.
[Devamı...]

11 Aralık 2015 Cuma

Hoş Gelişler Ola İkinci Bebek- İkinci Bebeğe Karar Verme

2.bebek
Bu yazımızda birinci bebeğe karar vermek zor iken ikincisine nasıl karar verdiniz olayını inceliyoruz. Bir bebeğin hayatımıza girmesi ile başımıza gelecekleri belki de biraz olumsuz olarak ama sonuçta mutluluk veren bir olay olarak irdelemiştik. Bakalım hala çocuk sahibi olmak istiyor musunuz? :)

Anne olmak mı? hadi ordan!!!


Bebek sahibi olmaya karar vermek çok zor bir iştir. Ne zaman hazır olur insan evlendikten sonra? Maddi anlamda buna hazır mıyız? Bu dünyaya çocuk getirilmez!!! Bu kadar evlatlık edinilebilecek çocuk varken neden çocuk yapalım!!! Kariyer mi bebek mi? vs. vs. bir sürü soru vardır aklında insanın. Hele bir de dışarıdan gelen "Ne zaman çocuk yapacaksınız?", "Hamile misin?", "Ne bekliyorsunuz?", "Hadi ama bak biz ikinciyi yaptık!!!" gibi sorular da işin içine girdiği zaman beyin çorbaya dönüşür.

Evet bir karar vermek gereklidir ve o bebek kucağınıza gelene kadar "Acaba hazır mıyım?" sorusu hiç aklınızdan çıkmaz. Kısaca bebek sahibi olma kararı aslında hazır olunup da alınacak bir karar değildir. Ha keza evlilik kararı da öyle değil midir? Asla hazır olunmaz ta ki evlenene kadar. Bizim karar sürecimiz olmadı ilk çocukta. Zaten evlenmeden bile aklımızda olan bir şeydi çocuk. Evimize eşya alırken bile bunu hep göz önünde bulundurduk.

Anne olmak daha zor bir süreçtir. Çünkü anne olmak demek artık aklınızın yarısına sahip olacak bir varlığa sahip olmak demektir. Kolay değildir artık uyku uyuyamayacaksınız ki bu benim için en zor şeydi ve hala da öyle. Bir canlının sorumluluğu üzerinizde olacaktır. Madde madde yazmak gerekirse bir bebeğe karşı sorumluluklar şu şekilde sıralanabilir:

Seviye 1:
- Bir bebeği ilk 3 ay iki saatte bir beslemelisiniz.
- Her beslenmeden sonra gazını çıkarmak gerekir.
- Günde ortalama 4-5 kez altını değiştirmeniz gerekir.
- Her gün belli saatlerde vitamin, demir gibi gerekli ilaçlarını vermelisiniz.
- Gün aşırı ya da sıcak günlerde her gün hatta bazen günde iki kez banyo yaptırmalısınız.
- Gece her uyanınca yanına gidip sakinleştirmek ya da o minik yatakta onunla onu sıkıştırmadan uyumak gerekir.


Seviye 2:
- Gün aşırı ya da her gün bir kez dışarıya çıkarmak gerekir.
- Çok yorgun bile olsan oyun oynamak şarttır.
- Sağlıklı şeyler almak ve pişirmek zorundasınız.

Seviye 3:
- Oyun oynaması için çeşitli oyuncaklar almak zorunda olmanızın yanı sıra o oyuncaklarla beraber de saatlerce sıkılmadan ilgi ile oynayabilmelisiniz.

Seviye 4:
- Çocuğunuzun diğer insanlarla olan sorunlarıyla da uğraşmalı ve düzeltmesine yardımcı olmalısınız.
- İyi ahlak ve güzel davranışlar için ilk örnek sizsiniz.

Seviye 5:
-Çocuğunuza güzel eğitim verecek bir kurum bulmanız gerekmektedir. (Güzel eğitimin kalitesi arttıkça mali olarak da cebinize yansımasından dolayı daha fazla çalışmak ve daha fazla para kazanmak zorundasınız.)
- Ve daha çocuğunuzun mizacına göre neler neler...

Kısacası "çocuk sahibi olmak demek kendi hayatınızın büyük bir bölümünü kapsayacak yeni bir hayat ya da hayatlara da sahip olmak" demektir. Bence çok güzel ve çok özel bir tanım oldu . Burada söylemek zorundayım "her türlü zorluğuna rağmen dünyada hiç birşeye değişmeyeceğiniz bir mutluluk" olarak da özetlenebilir çocuk sahibi olmak. İnanın çoğu gece kendi çocuğumun uyanmaları ve ağlamalarından dolayı ağzını kapatıp susturayım ya da gerçekten ağlamasına neden olacak fiziksel şiddeti uygulayayım yani canını acıtayım bile demişimdir içimden ama elbette ki asla yapmadım. Zaten sabah onun öpücüğü ile uyanmak insanın tüm sinirlerini gevşetiyor ve gece yaşananlar anında unutuluyor. Ta ki bir sonraki uyku sürecine kadar.

Evet artık bir çocuk sahibisiniz. Peki ikinci çocuğa nasıl karar verdim. Çoğu arkadaşım tek çocuk yaptı ve böyle kalacaklarını söylediler. Elbette durum değişir mi bilemiyorum ama şimdilik tek çocuklular. Bu kişilerin tek çocukta kalmaları için çok sayıda sebepleri var: Kimisi maddi imkanlardan dolayı diyor ki "ben çocuğumu XXX kolejinde okutacağım yıllığı XX bin lira tek çocuğa ancak gücüm yeter", kimisi eşler arasındaki sorunlardan dolayı başka bir çocuk istemiyor, kimisi bakacak kimsenin olmayışı ve çalıştıkları için tek çocukta kalmayı planlıyor, kimisi "tek çocukla hayatım karardı" diyerek ikinci bir çocuğu büyütecek psikolojiye sahip olmadıklarını söylüyor. Kimisi öyle kimisi böyle işte ama kararlar aynı tek çocuk. Gel gelelim benim düşünceme ki ben bu insanların hepsinin bencil olduğunu düşünüyorum.

Ben çok çok iyi kardeşlere sahip değilim ama kardeşlerimin olması bana hayatta yine de bir güven vermekte. Evet kardeşler bazen acımasız bazen bencil olabilirler birbirlerine karşı ama kardeşler işte. Bana göre hiç kimse onlardan daha iyi olamaz iyi olmasalar, görüşmeseler bile. Kardeşsizlik yalnızlıktır bu dünyada (tabi benim düşüncem). Telefonun ucunda bile olsa acını paylaşabileceğin sadece onlardır. Telefonu kapatamazlar işim var diyerek. Çünkü her iş onlardan sonra gelir. Kardeş şarttır yani manevi anlamda.  Kardeş maddi anlamda da şarttır. Kimseden borç isteyemeyeceğin durumlar olur, istesende kullanamayacağın. Kardeşinden ilk istersin, böbrek istersin, kan istersin, can istersin bir tek o verebilir işte. Başkası verse de işe yaramaz. Yakın zamanda Allah kimseye yaşatmasın canım arkadaşımın babası lösemi oldu ve koca adama sadece kardeşinin iliği uygun çıktı. Kardeş candır işte yaş ne olursa olsun. Düğününde, ölümünde içinde aynı duyguları tam anlamıyla paylaşacağın tek kişidir kardeş. Bu nedenle bir insanı kendi beklenti ve çıkarları için yalnız bırakan ebeveynler benim gözümde bencildirler. Ben çocuğuma bunu yapmak istemedim ve kardeşi olsun istedim. Belki anlaşır belki anlaşamaz, belki beraber yaşayacak zaman, mekan ya da durumları bile olamaz ama ben üstüme düşeni yaptım gerisi Allah'ın takdiri işte.

Bir de doğru bilinen bana göre yanlış, hatalı bir sebep var çocuk yapmak için, bu da benim incelemem. Eşler arasında ilişki iyi gitmiyorsa ilişkiye renk katmak ve düzeltmek için çocuk yapanlar var. Bunu tek başına karar verip yapan ve yanılanlar da hep kadınlar. Ben bu örneğe sahip iki aile gördüm. Birinin çocuk sayısı üç oldu bile ama değişen birşey yok. Çocuk zaten hayata psikolojik anlamda ağırlık verir iken zaten bozuk olan psikolojiler düzelmiyor işte. Mutsuz çiftlerin yanında büyüyen mutsuz çocuklar oluyor ve evlenme düşüncesinden de uzaklaşıyor bu çocuklar. Bunu ne kendinize ne de onlara yapmayın.

Çocuğa karar vermek zor bir iştir. Artık eşinizle, ailenizle en çok da işinizle ilgili hayattan beklentileriniz karşılanmayacağı gibi siz de tüm bunların beklentilerini karşılayamayacaksınız. Hele hele yardım edecek kimseniz yok ise sinemaya, aylak aylak dolaşmaya, istediğiniz saatte uyuyup istediğiniz saatte uyanmaya, istediğiniz mekanlarda istediğiniz saatte yemek yemeğe, rahat rahat alışveriş yapmaya elveda deme vaktidir. İkinci bebek ile aralarında yaş farkı da az ise bunlar katmerlenecektir.

Benim özel tavsiyem; ya hiç ara vermeyin ya da birinci çocuk kendi başına yiyebiliyor ve tuvalet eğitimini tamamlamış olarak hatta kendi kendine uyuyabilecek kapasiteye gelince ikinciyi düşünün. Aksi takdirde anne olarak aşırı yıpranacaksınız.

Burada yazılanlar biraz araştırma, çoğu ise yaşamdan gözlediklerim ve dünya görüşüm. Kimse yazdıklarım için beni yargılamasın lütfen. Zaman olarak ise ne zaman ve kardeşler arasında ne kadar yaş olmalı sorularına gelince? Bunu başka bir yazıda değerlendirelim diyorum çünkü çocuk yapmaya karar vermek ayrı, zamanlaması ise apayrı bir konu işte...

İki çocuk babası


Çocukları çok seven biri olarak çocuk sayısıyla ilgili düşüncem hep dört olmuştur. Niye öyle olduğunu çok düşünmedim ama kafamda hep dört çocuklu bir aileye sahip olmak vardı. Karımla evlilik öncesi konuşmalarımızda laf arası geçen "Ben dört çocuklu bir aile istiyorum" sözü ile gözümün önünde parlayan yıldızların yıldız olmadığını, karşımdaki insanın eşim olarak parıldadığını farkettim :)

Evlendik günler geçti derken Allah'a şükür oğlumuz aramıza katıldı. Üç kişilik ailemizde uykulu uykusuz yüksek sorumluluklu, sosyal engelli günler geçirirken nereden esti de ikinci çocuğa karar verdik.

Ben bu noktada açıklamayı karım kadar uzatmayı düşünmüyorum. Kısaca özetlemek gerekirse ilki çok hoşuma gitti, bünyem kaldırıyordu, e zaten hedef de belli :) yaş daha ilerlemeden ikinciye karar verdim diyebilirim. Hem siz isteyince ya da daha önce oldu diye olacak değil. Allah nasip etti de ikinci bebeğimiz, kızımız dünyaya geldi.

"Evlat kokusu cennet kokusudur"
Hz. Muhammed

İkinci bebeğe karar verme kısmında maddi manevi birçok şey aklınıza takılabilir. Benden olumsuz bir görüş beklemeyin derim :) Çocuk rızkıyla gelir, çocuk evin neşesi ve bereketidir ve bunun gibi birçok atasözü, vecize ile görüşümü net belirtebilirim. Elbette çocuk başlı başına maddi manevi çok ciddi bir külfet ve sorumluluk. Geleceğe yönelik elinizdeki en kıymetli, en hassas, en değerli varlık. Bunların hepsini kabul ediyorum ama korkanlara ya da uzun süreli plan, proje, etüt yapanlara da anlam veremiyorum. Sonuçta zenginden fakire, güçlüden güçsüze, kısadan uzuna... herkesin annesi babası var. Onlar korkmadı (belki korktular ama sonuç ortada) siz niye korkacaksınız.

Uzun süreli etüt yapanlar da bilmeliler ki, dünyaya getirdiğiniz her ne kadar bebek olarak dünyadan haberdar olmasa da büyüdükçe farkındalığı artacak ve bağımsızlığa ilerleyen bir birey olacak. Kararlarını kendi verecek ve belki de verdiği kararlar sizin beklentiniz dışında olacak ya da sizin kararlarınızı tatbik edecek fakat istediğiniz sonucu alamayacaksınız. O nedenle bence o kadar uzun boylu etüt yapmaya gerek yok. Atalarımız ne güzel demiş "Çocuk doğmadan kaftan biçilmez"

Son olarak da ben çevremde yaşlı olup da tek çocuk ya da iki çocuk size yeter diyen kimse tanıyamadım. Ya benim tanıdığım yaşlılarda sorun var ya da yaşlanınca veya yaşlı tecrübesiyle çocuğa bakış açısı değişiyor.

Çocuğu olmayıp arabası olanlar için maddi bir benzetme yaparsam, çocuk aile için araba gibidir. Başlangıç masrafları hemen hemen aynı, sorumlulukları farklı diyebilirsiniz ama sevgileri de farklı. Belki aklınıza "çocuk büyüdükçe masrafları ve sorumlulukları artar" sözü gelebilir ama unutmayın arabanız eskidikçe değiştirmek için daha çok para, yenisini beğenip karar verene kadar daha çok zaman harcarsınız. Ya da maddi durumu iyi olanlar "hanıma da bir araba" düşüncesinde olabilirler.

İlk çocuk, ikinci üçüncü ne olursa olsun çocuk yapma kararını öncelikli olarak kendiniz için alın. Bir başkasının tavsiyesiyle, gelenekle görenekle, iş olsun diye bu kararı almayın. Dünyaya getireceğiniz o varlık başlangıçta sizin vereceğiniz herşeye (sevgiye, saygıya, yemeğe, disipline, gülmeye...) muhtaç. Zorlamayla bunları veremezsin, zorla verdikleriniz de yeterli gelmeyecektir. Bir ya da birden fazla çocuğunuz da olsa unutmayın ki;

"Hiç bir anne baba evlâdına iyi bir eğitimden,
iyi bir ahlâktan daha değerli miras bırakamaz"
Hz. Muhammed

Hanım kardeş konusuna da değinmiş. İleride aralarında ilişki ne olur bilemem ama kardeş atsan atılmaz satsan satılmaz bence çok değerli bir varlıktır. Ne kadar kötü çıksa da canındandır. İyiyseniz sizden iyisini bulamazsınız. Kötüyseniz sizden kötüsü de vardır. O nedenle kardeşin iyisi de kötüsü de iyidir. Allah her isteyene nasip etsin.

Ben ikinci bebek kararını da sonucunu da çok sevdim. Bence aklınızda varsa hiç uzun uzun düşünmeyin. Şimdi diyebilirsiniz ki sen babasın zaten babalara hava hoş. Sanmayın ki onlardan çok uzak bir noktada babalık görevini yürüyorum. Her daim bezin, banyonun, yemeklerin içindeyim :)
[Devamı...]

1 Ekim 2015 Perşembe

Bebek ürünlerinde Türkçe

Bu başlıktaki yazımızı yine ortak olarak yazacağız. Kendi aramızda tartıştığımız bir durumu sizlerle de paylaşmak ve gerekiyorsa bazılarınızı düşündürmeye sevk etmek isteğindeyiz.

Türkçe güzel bir dil der dururuz. Türkçe bize hitap eden bizim çocuklarımıza düzgün konuşmalarını öğretmeye çalıştığımız ana dilimiz öyle değil mi? Maalesef bugün bir "İyi ki doğdun" yazısını içeren süsü bile Türkçe olarak bulmak neredeyse imkansız. Evet var ama öyle güzel "Happy Birthday" yazıları var ki hangisini alacağınıza karar veremiyorsunuz. 

Çocuğumun kıyafetinin üzerinde "baby, mummy, daddy, lovely, kiss me, bear, car..." yazmasından sıkıldım ve asla tercihim olmadı. Zaten ünlü markalar Türk markası bile olsalar ne yazık ki Türkçe bir şey yazmaktan çekiniyorlar. Bahane olarak ihracat olsa da Türkiye'de sattığınız ürünleri neden Türkçe yazılarla satamayasınız ki. Çoğu insan zaten üzerinde ne yazdığını bile bilmeden alıyor. Yeni doğmuş sevimli bebeğinizin üzerinde "Sevimli domuzcuğum" yazmasını ister misiniz? Maalesef "Lovely piggy" yazısı bunun ta kendisi. Dikkatli olmak da fayda var. "Minik kuzu" yazılsa kötü mü olur. Bize göre yeterince kaliteli LCW ürünlerini tercih nedenim arasında Türkçe olarak da bir şeyler bulabilmek olmuştur. Bugüne kadar oğluma "Benim güçlü babam", "Annemi çok seviyorum", "Kral babam", "arabam", "cuf cuf tren" gibi  şeyler yazan birçok kıyafet aldım.

En son kızımız için Bursa'da tekstil kentinde alışverişe çıktık. Ucuz olmasını ve güzel şeyler olmasını bekliyordum. Evet bayağı güzel şeyler var ama İngilizce yazılardan yine gına geldi. Mecburen bir iki yazısı çok belli olmayan parçaları aldık. Tercihimiz Türkçe yazması olmasına rağmen bu konuda başarıyı yakalayamadık. Bir mağazada artık dayanamayıp sordum. "Türkçe olunca satılmıyor mu?" Cevap yukarıda da bahsettiğim neden yurt dışına da satıyoruz. Evet ama Türkiye içerisinde sattıklarınıza Türkçe yazın, zor değil, çocukların görsel zekasında da yer edinsin, birçok insan da aaa burada da ne yazıyor demesin. Yapılabilecek şeyleri çok zormuş gibi göstermeye gerek yok.

Anne babalara düşen görev ise tercihlerinizi yaparken mağazaya da bildirin neden bu Türkçe değil? sorusu her defasında duyulursa onlar Türkçe yazılı şeyleri satmaya başlar ve üretici de ihraç ediyoruz kurgusunun arkasına sığınamaz.

En güzel dil Türkçe, en güzel dil anadil!!!!


[Devamı...]

9 Temmuz 2015 Perşembe

Pişik kremi

Bu yazımızı oğlumuzun pişiği olmadığı için ve tüm hayatı boyunca yani 27 aydır hala sudokrem kullandığımız için detaylandıramadık. Bu konuda misafir yazar olarak uzman bir anneden yardım aldık. Burada ilk olarak pişik nedir onu anlatıp annemize sözü bırakacağız:

Pişik; bezin sürtünmesi, dışkı ve idrarın bez bölgesinde yaptığı tahriş veya mantar enfeksiyonu sonucu kızarıklık, sulanma, bazen de açık yara şeklinde ortaya çıkabilir. Pişikten korunmak için doğru boyda, uygun çocuk bezi seçilmeli ve bebeğin altının günde 5-6 kez değiştirilerek yeterli temizliğinin yapılması gerekir. Ayrıca çinko oksitli pişik önleyici kremler tercih edilmelidir. Kasık, cinsel organlar çevresi ve makat etrafında kırmızı veya beyazımsı renkte nemli lekeler, bazen de içi su dolu kabarcıklar şeklinde görülür.

Bu bilgilerden sonra bizim size şunları söylememiz gerekiyor. Kimyasal içeren ıslak mendiller kullanmayın ve mümkünse ilk aylarda hep olmasa bile en azından evde ıslak mendil yerine ıslak pamuk kullanın. Pişik önleyici kremi de her seferinde kullanmayın ama kullanın. Ayrıca ıslaklığı kuru bir bezle kuruladıktan sonra pişik önleyici kremi sürün ya da kurulayıp hemen bezleyin. Tüm bunların işe yarayacağını düşünüyorum.

Ve sevgili misafir annemizin yazısı:

Yazımızın konusu olan pişik kremlerinden bahsetmeden önce şunu belirtmeliyim kızım çok şükür ağır bir şekilde pişik olmadı ama nadir de olsa kızarırdı, bez yerleri iz yapardı ve ben bunların bile olmasını istemediğimden çok uğraştım. Çünkü ben tüm kozmetik ürünlerine son derece ilgili olduğum için bir çok krem aldım. Bu kremlerin hepsini Miray yani kızım doğmadan önce aldım yani ihtiyaca binaen degil tedbir amaçlı yada dürüst olmak gerekirse canım istediği için aldım :) yazının başında da söylediğim gibi kozmetik olan herseye fazlasıyla ilgi duyuyorum ve kızım yokken hatta evli bile değilken birçok pişik kremi alıp yüzüme sürer hatta pişik kreminden maskeler yapardım bu ilgim yüzünden biraz fazlaca krem almış bulundum :) 


İlk önce en sevdiğim kremden bahsetmek istiyorum: "Mustela Vitamin Barrier Cream" Bu kremi sadece markası yüzünden hiç araştırmadan aldım ama iyi ki almışım en çok ondan memnun kaldım. Kıvamı, rengi, kokusu, bebeğin teninde bıraktığı his ve en önemlisi etkisi kısaca herseyi çok güzel bir krem ben çok beğendim. Bu krem pişik önleyici bir krem yani var olan pisiği geçirme iddiası yok ama aynı markanın pisiği tedavi eden kreminden pisiği geçirmede daha başarılı olduğunu söyleyebilirim. 100 ml ürün 25 lira civarında. Bence fiyat performans acısından son derece tatmin edici bir ürün. 





Gelelim bir diğer Mustela markalı pişik kremi "Stelactiv" kreme. Bu ürünü de yine araştırmadan sırf markası için aldım. Eğer pişik önleyiciye rağmen pişik olursa bununla tedavi ederim diye, pişik geçirici olduğunu iddia eden bu kremi aldım ama bu iddianın içi boş bir iddia olduğunu gördüm. Kokusu, dokusu ve popoda bıraktığı his emilmesi falan çok güzel lakin pişik önleyici kremi daha güzel bence. Bu kremi öylesine kullanıyorum arada. 75 ml ürün 35 lira civarında ki bence bu ürün için çok yüksek bir fiyat. 


Başarısız bir pişik kreminden sonra gelelim pişik geçiricilerin şahı "Desitin"in mor kremine. Bu kremi araştırarak aldım ama araştırmalarım sonucunda alıp almamak konusunda tereddüte düştüğümü söylemeliyim, çünkü içinde bolca paraben baridindiran bir krem. Ayrıca kokusu berbat ve yapısıda alçı gibi. Kokusu o kadar korkunç ve keskin ki bu kremi kullandığım zamanlar bebeğimi öpmek dahi istemiyorum buram buram Desitin kokuyor ve bence - ki ben kokulara karşı duyarlı bir insan değilim - felaket bir koku. Ayrıca çok zor dağılan çok katı bir krem ama pişik geçirme konusunda denediğim en başarılı krem olduğunu söyleyebilirim. Popusuna toplasan beş on kere ancak sürmüşümdür. Bir kere koltuk altına bir kere de gıdısına sürdüm. Yavrum sıcaktan pişmişti hemencik geçirdi ama kokusu yüzünden kızıma yaklaşmak bile istemedim :( mercimek tanesi kadar bir ürün koca popoya yetiyor bayağı kıvamlı bir krem. 113 gr ürün 30 lira civarı ama ben indirimden 13 liraya almıştım. Eğer geçmeyen pişik sorunu yaşıyorsanız bu kremi gözü kapalı tavsiye ediyorum. Ayrıca her bebekli evde bulunması gerektiğini düşünüyorum. Olur ya belki lazım olur tedbirli olmakta yarar var. 


Gelelim çok da lüzumlu olmayan bir pişik kremi olduğunu düşündüğün "Johnsons Baby" pişik kremine. Bu kremi arkadaşımın tavsiyesiyle aldım. Benden iki ay önce doğum yaptı ve bu kremden çok memnun kaldığını söyledi. Ben o zaman doğum yapmamıştım ve bebek için internetten birşeyler alırken bu ürünü de sepete atıvermiştim. Bu krem bulunması çok kolay hemen hemen her markette karşımıza çıkan bir krem. Benim gibi küçük bir ilçede yaşayanlar bile rahatlıkla ulaşabilirler. Ben bebeğimin mamasına kadar birçok seyini internetten almak zorunda kalıyorum, çünkü yaşadığım ilçede hersey çok pahalı. Neyse asıl konumuza dönelim. Bu kremin kokusu ve yapısı çok güzel hatta yüzüme maske yapmak için bu pişik kremini kullanmıştım yıllar önce, Migros'ta tüm pişik kremlerini koklayarak yaptığım seçimimde kokusuyla beni mest eden bu kremi seçmiştim, yani kokusu bence çok güzel ve kıvamı da iyi. Popoya yedirmesi Mustela kremlere göre daha zor, kolay dağılmıyor ayrıca pişiği önlediğini yada geçirdiğini söylemem mümkün değil. 100 ml ürün 10 lira civarında. Ben bu kremi elime ve dirseklerime sürerek bitirdim, bebek poposu için tavsiye etmiyorum.
  
Gelelim markasi için aldığım bir diğer bebek kremine; "Bepanthol". Bu ürünü Bayer markasına güvendiğim ve tv reklamından etkilediğim için aldım. Kokusu eh iste yani varla yok arası çokta güzel olmayan ama rahatsız da etmeyen cinsten. Yapısı merhem olduğu için yağlı ve katı ama sıcak havalarda cıvıklaşan bir krem. Etkisinden memnunum ama sanki çok yağlı olduğu için bu kremi kullandığımda bebeğimin poposunu terletecek diye düşünüyorum. Gerçi böyle bir etkisi yok lakin ben yağlı kremleri hiç kullanamam sürdüğüm yer hemen terler o nedenle böyle düşünüyorum. Bu kremin en sevmediğim hatta nefret ettiğim yani ambalajı. Klasik merhem tüplerinde yani metal tüplerde, diğer pişik kremleri gibi plastik değil ambalajı. Bazen deliniyor ( ürünü kullandıkca sıkmak gerekiyor boşalan arka kısmındaki kremi sıyırmak için katladığınızda ambalaj delinip krem dışarı cıkıyor) ve bundan hiç hoşlanmıyorum. 100 gr ürün 20 küsür lira ama ben indirimden 13 liraya almistim. Alınabilir bir ürün. 

En sevdiğim kremi en sona bıraktım; "Sudocrem". Bu kremle taa üniversite yıllarımda, annemin uzun yıllar cocuğu olmayan arkadaşının çocuğu olduğunda, hasretle beklenen bebeklerin (ikizler) herşeylerini Ingiltere'den getirten ebeveynleri sayesinde tanışmıştım. Ingilterede bayağı popüler bir krem olduğundan bir bavul sudocrem almışlar ingiltereden. E kremler çok olunca son kullanma tarihi geçmeden tüketmek zor olduğu için benim kremlere olan ilgimi bilen annemin arkadaşı bir kutu da bana vermişti. Böylece sudocremle çocuğum olmadan hatta Türkiye'ye gelmeden tanışmış oldum. Kremi taa o zamanlar çok beğenmiştim o yüzden bir tane de sudocrem aldım kızıma. Bu krem zaten bayağı meşhur bir krem. sadece bebek pislikleri için değil cilt bakımında ve bazı cilt problemlerinde de kullanılan bir krem. Kokusu, yapısı ve etkileri çok güzel. Benim en sevdiğim pişik kremi bu. Sakız ağdalarınınki gibi bir ambalajı var. Kapağını açıp elini içine daldırıp öyle kullanıyorsunuz. O yüzden hijyenik olamayabilir ama benim de hijyen takıntım yok zaten :) 125 gr ürün 20 lira. 

Bu uzun yazının sonunda sunu da söylemek istiyorum; pişik sorunu sadece pişik kremi kullanarak asılacak bir sorun değil. En güzeli pişik oluşumunu engellemeye çalışmak. Bunun için ben her gün en az bir defa poposunu yıkıyorum. Her bez değistirişimde poposunu havalandırıyorumm ve kuruluyorum. Doğduğundan beri sadece "Unibaby" yenidogan ıslak mendil kullanıyorum ve poposunu asla uzun süre kirli bırakmıyorum hatta bazen bitmesini bile bekleyemediğim için değiştirirken elime yaptığı çok olmuştur. Ilk 3 numara da prima premium care kullandım ve çok da memnun kaldım. 4 numaranın yapısının değişik olması beni hayal kırıklığına uğrattı ama başka bezler pişik yapar korkusuyla bezini değiştirmedim. Ta ki gecenin bir yarısı açık olan tek markette 4 numara prima kalmadığı için "Molfix" alana kadar. Tamam prima kadar ince ve görsel olarak güzel bir bez değil ama ben sızdırmama konusunda daha çok beğendim ayrıca primadan başka bir eksiği de yok. Pişik yapmadı rahatsız etmedi. Aradaki fiyat farkını da hesaba katınca
Molfixe geçiş yaptık ve kızımda bende babamızda memnunuz :)
[Devamı...]

21 Mayıs 2015 Perşembe

Bebeği sütten kesmek kolay mı?

Anne sütünün bebek için ne kadar önemli olduğu artık hemen her yerde anlatılır oldu. Kamu spotu da dahil olmak üzere, özellikle annelere hamilelik sürecinde bebeğin anne sütüyle beslenmesiyle ilgili sağlık bakanlığı tarafından bilgilendirmeler verilmekte.

Bebeğiniz doğduktan sonra anne sütünü benimsemesi (halk arasında meme alması), annenin sütünün gelip gelmemesi gibi ihtimalleri bir kenara bıraktığımızda anne sütüne (emmeye) başlayan bebeğiniz için sürecin belli bir noktada sonlanması gerekiyor. Çoğu kaynaklara göre iki yaşına kadar devam etmesi bebeğiniz açısından olumlu bir süreç olarak kabul ediliyor ki Kuran-ı Kerim' de "Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için- anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler." (Bakara 233) ifade ediliyor.

Biz de bu bilgilerden yola çıkarak bebeğimizi iki yıl anne sütünden mahrum etmek istemedik. Bebeğimiz ilk aylarda güzelce anne sütünü benimsedi. Altıncı aydan sonra doğal olarak anne sütüyle birlikte katı gıdaya başladık. Özellikle 8.ayda bıraktığı emzik sonrasında memeye olan heveste artış yaşandı. Artık yeni emzik anne olmuştu.

Anne sütünün gözle görülür faydasından sonra emziğe dönüşen annemiz için 18. ayda isyanlar başladı. Had safhaya varan uykusuzluk, sürekli meme isteği, emerek uyuma, gece nöbetleri, sokak ortasında ya da sosyal bir bebek etkinliğinde meme bulamayınca ağlamalar bağırmalar bu işin artık ihtiyaçtan çok keyfe dönüştüğünü bize gösterdi ve memeden kesme kararını almamızı sağladı.

İnternetten okuduklarımızı, çevremizden duyduklarımız ve büyüklerimizin tavsiyelerini bir başlık altında topladık.

  • Pamuk ya da yün: Bu daha çok eskiden kullanılan bir yöntem. Bebeğin pamuk ya da yün gibi şeylerle görsel olarak memeden tiksinmesini hedefliyor. Biz bu yöntemi denemedik.
  • Koli bandı: Meme ucunu bantlayarak yapılan bir yöntem. Böylece olmayan bir şeyi ememeyeceğinden bir kaç istemeden sonra vazgeçiyor. Biz de başta işe yarasa da sonrasında bandı çıkarmayı deneyip başardığında yüzündeki mutluluk paha biçilmezdi. Kısacası işe yaramadı ama bebeğinizi güldürmek ve onunla oynamak için ilginç olabilir diye düşünüyorum. 
  • Uzaklaştırma: Çocuk anneden 2-3 gün uzak tutuluyor ve emme refleksi ve gereksinimi unutturuluyor. Bu anne ve bebek için zorlu bir süreçti ve biz hiç aklımızdan bile geçirmedik.
  • Sarı sabır taşı : Metalik tat hissi veriyor aktarlardan bulabilirsiniz. Ucuz ve 5-10 gr bile çok fazla. Göstermeden meme ucuna sürülerek, bebeğin bu nahoş tat ile uzaklaşması bekleniyor. Bizim bebeğimizde maalesef ki işe yaramadı. Alternatif olarak kakao, acı biber ya da ketçap da sürülebilir. 
  • Salça: İki çocuk sahibi komşunun tavsiyesi ile uyguladığım ve başarıya ulaştığım yöntem. Kırmızı rengi bebeğe itici geliyor ve bebek geri geri kaçıyor. Gözümle şahidim. İlk haftada başarılı olan uygulama, ikinci haftada uyku krizlerine soksa da üçüncü hafta yeniden normale döndü. Yaklaşık bir ay gibi bir süreçte artık aramaz oldu diyebilirim. Sonuçta her çocuk farklı yöntem ile bu işi bırakıyor. Sigarayı bırakmak gibi bir şey bu.
Memeden kesince geceleri aç kalan oğlumuza ilk zamanlarda süt vermek istesek de kabul etmedi. Geceleri su içmek daha cazip gelse de açlığın verdiği huzursuzlukla gece uyanıyor ya da sabah agresif kalkıyordu. Yakınlarımızın tavsiyesi üzerine hemen her gece ısrarla normal süt, çocuk sütü, devam sütü, probiyotik...v.b herşeyi vermeye çalıştık. Memeyi tam olarak terkettiğinde yaklaşık 1 ay sonrasında süt almayı kabul etti. Önceleri devam sütünü sevdi. Sonrasında çocuk sütüne 1-2 tane bebek bisküvisi atmamızdan hoşlandı. Belli bir dönem böyle devam etsek de su geceleri vazgeçilmezimiz oldu.

Çocuğumuzun süt almaması can sıkıcı olmuştu ki çocuk doktorumuzun "kahvaltıda peynir yiyen, günde bir tas yoğurt ile beslenme bir çocuk için süt elzem değil" açıklaması yaralarımıza merhem oldu. Kısacası kalsiyumu bir şekilde karşılansın yeter.

Her ne kadar iki yaşına kadar emzirmeyi hedeflesek de yaşadığımız süreçler buna engel oldu. Oğlumuzun gelişimi iyi olduğundan çok da eksikliğini görmedik. Annemiz için ise çok iyi olduğunu söyleyebilirim. 

İşin doğrusu olan "iki yaşına kadar emzirmeyi" ilk sırada tutarsak, tavsiyemiz bebeğinizin gelişiminde herhangi bir sorun yoksa, emzirmek artık sizin için eziyete dönüşmüşse ya da bebeğiniz süte olan ihtiyacından çok size olan ihtiyacını emme üzerinden karşılamaya başladıysa bıraktırmanın zamanı gelmiştir.


[Devamı...]

30 Nisan 2015 Perşembe

Ve bir sene daha geçti: 2. Yaş Günü Kutlaması

Yıl 2013 güzel ve güneşli bir bahar sabahı. Şubat ayının son günü 28 Şubat. Hastaneye doğru yola çıkıp bu tatlı yaratığı kucağımıza alalı tam 2 yıl olmuş. Şimdi kutlama zamanı...

Annesinin Şehzadesi büyüdü annesinin "baraba" seven oğlu oldu

1. yaş günü kutlaması hazırlıkları çok heyecanlıydı. Bir konsept bulmak gayet kolaydı. Muhteşem yüzyılı seyrediyorduk ve oradaki minik şehzadelerin kıyafetleri oğluma ne kadar da yakışır diyerekten Şehzade konseptli kutlama partisinin hazırlıklarını yaptık. (Merak edenler için buraya göz atabilirler)

2. yaş günü konseptini çok düşündüm insanlardan fikir istedim ama sağ olsun kimse düşünme gayretinde bile bulunmadı. Çok şükür oğlum kendi konseptini kendi oluşturdu. Kırmızıyı ve arabaları çok seven oğlum için en güzel konsept Şimşek McQueen olabilirdi ve oldu da. Detayları geçen seferki gibi aktaracağım:

Renk: Erkek rengi olan ve benim de çok sevdiğim turkuaz rengi yine ağırlıklı ton oldu. Bu tonu beyaz puantiyeler süsledi ve kimi yerlerde kırmızı detaylar kullanarak ve McQuenn resimleri ile tamamladım.

Süsleme: Süsleme olayı her zaman olduğu gibi "İYİ Kİ DOĞDUN" yazısıyla başlıyor. Halamızın geçen sene gönderdiği yazıyı bir ömür kullanacağız gibi geliyor ve kullandık. Süsleme için balonları bu kez çok pahalı olan İstinye Park'taki Party Time dan almadım. İnternet üzerinden en ucuz bulduğum sitelerden alışveriş yaptım. 3de 1 maliyet ile bayağı kar ettim. Uçan balonları doğum günü sabahı şişirttirdim. Aslında bu bile tek başına çok pahalı bir balonu 10 liraya falan bile şişiriyorlar. 2 balonumuzu maalesef şişirirken patlattıkları için bana siyah ya da fuşya seçeneklerini sundular böylece oğlumun metalik gri renkte olması gereken 2 balonu fuşya renkli oldu. Bu alüminyum balonlara verilen paraya değiyor. 1 ay uçar vaziyette oluyorlar ve 1 yaş balonunu doğum gününden bir gün önce artık kendim attım. 1 sene boyunca oynadık. Şişirip şişirip durduk.



özel magnetMasa süslemesinde geçen seneki kek standını kullandık ve ona uygun cup kek kağıtları aldım. Üzerleri için de kürdana tutturulmuş kalpli, puantiyeli mavi ve üzerinde McQeen resmi olan süsler kullandım. 2 şeklinde kurabiyeler yapıp poşetleyip, beyaz puantiyeli, mavi hediye kutuları ile de misafirlerimize armağan ettik ve bunun yanında da McQuenn temalı buzdolabı magnetlerini de unutmadım.

Davetliler: Bu yıl evimiz küçük olduğundan iki kez doğum günü yaptık. Birincisinde arkadaşlarımızı çocuklarıyla birlikte davet ettik. İkincisin de ise yaşça bizden büyük akrabalarımızı davet ettik. Çocukların olduğu doğum günü bayağı bir gürültülü ve yorucu geçti ama çocukları mutlu etmek elbetteki bizim işimiz.

Pasta: Pastayı her ne kadar ben yapmayı planlasam da bakıcımız bir yakınını kaybedince tüm hazırlık süreçlerini Kadir ile beraber tamamlamaya çalıştım. Dolayısıyla 1 saatlik işi 3 saatte bitirdikten sonra pastayı artık ben yapamazdım. Ben de sipariş verdim. McQeen temalı pastamızdan 6 adet maket oyuncak oğluma hatıra kaldı. Elbette daha bir ay olmadan tekerleklerini ısırıklarla doldurdu :) Eve gelen iki katlı pastamızın katlarını ayırarak ilk partide altını kullandık ve böylece tek yaş pasta ile iki doğum günü çıkardık.

Kıyafet: Oğluma bu kez temalı bir kıyafet dikemedim :) ben de renk olarak uyumlu olan kırmızıyı seçtim ve oğlumun daha önce beğenip aldığımız kırmızı kot pantolonu ve kravat desenli T-shirtünü giyindirdim. McQuenn desenli spor ayakkabıları da vardı. Böylece konsepte uygun ve şirin giyimli bir çocuk oldu.

Hediye: Oğluma bu sefer ilk kumandalı arabasını alarak bir süpriz yapmak istedim. Artık aklı da bu tarz şeylere kestiği için çok da mutlu oldu. Tek aksilik aynı gün oğlum birşey yapmadan gözümüzün önünde bir ileri bir geri oynarken araba bozuldu. İnşallah babamız tamir edecek :)

Doğum günümüz güzel sohbetli ve eğlenceli geçti. Günün sonunda yorulmamış olmak elbetteki mümkün değildi. Geçen sene oğlumuzun uykulu ve agresif tavırlarından sonra herşey çok güzel ve keyfili geçti. En önemlisi çok güzel fotoğraflarımız oldu. Akrabalarımızın da birbirine Kadir için kaynaştığı, hediyelerin geldiği çok güzel bir yaş günüydü. Üzerinde isim yazan ilk Trabzonspor yazan forması, papyonlu takımı, pembe T-shirtü, yarış arabaları, şu an aramızda olmayan taburesi ve diğerleri için arkadaş ve akrabalarımıza şükranlarımı sunuyorum. Hep dediğim gibi yanımızda olun fotoğraflarımızda ve hatıralarımızda yer alın bizi mutlu eden budur. Sizi seviyoruz...

İyi ki doğdun oğlum ve umarım 62 yaşını da mutlulukla, sağlıkla ve huzurla görmeyi de Rabbim nasip eder.

Daha dün doğmuştu


Büyüklerimiz hep söyler zaman hızlı geçiyor diye. Özellikle üniversite ve sonrasında bu hızı hissetmeye başlasam da evlendikten ve oğlumuzun doğumundan sonra hız iyice arttı diyebilirim. İkinci yaş günü için aynı baba tavırlarıyla hazırlıklara yoğun olarak gönülden destek vererek ilgili günün gelmesini bekledim.

Süsleme ve aşçılık işlerinde figüran rolü üstlenerek yapılan hazırlıklara katkıdan bulundum. Geçen yılki hazırların çok önceden başlanılması ve oğlumuzun doğum gününde huzursuzluk çıkarması nedeniyle annemizin mutsuz oluşunu gördükten sonra bu yılki hazırlıklara çok önem verilmemesini istedim ki ben de öyle davrandım. Annemiz her ne kadar bana hissettirmemeye çalışsa da içten içe yaptığı çalışmaları, hatta gün gelmeden hazırlanan hediye kurabiyeleri de doğum günü yaklaştıkça bir bir ortaya koymaya başladı.

Doğum gününde bir baba olarak mutfakta hazırlıklara devam eden annemize evi süsleyerek yardımda bulundum. İlerleyen vakitte arkadaşların gelmesiyle mutfak konularında da yardımcı olmaya başladım. Hep merak ettiğim, bir türlü göremediğim doğum günü pastasının aslında birkaç gün öncesinde kredi kartı ekstresinde farkına vardığım ama sormaya fırsatını bulamadığım harcama olduğunu zil çalınca görmüş oldum :)

Arkadaşlarla akrabalarla iki gün süren doğum günü etkinliklerimiz güzel geçti diyebilirim. Her ne kadar doğum günü işlerinin ön planda tutulmasına pek olumlu bakmasam da arkadaşlarla, akrabalarla bu vesile ile bir araya gelmek onları bir araya getirmek güzel bir duygu.

[Devamı...]

2 Nisan 2015 Perşembe

Bebek ve Televizyon

Bizim zamanımızda bebeklere televizyon seyrettirmeyin diye birşey yoktu hatta çocuklar için bile bu cümle kullanılmazdı. Çünkü sabah erken saatlerde televizyon çocuklara aitti ve günün geri kalan kısmı zaten çocukların ilgisini çekmezdi (reklamlar hariç). Günümüzde ise bebekler için ücretli ve ücretsiz özel kanallar bile var. Anne-baba olarak biz televizyon konusunda çok anlaşamıyoruz. Değerlendirmeler sırasında biz de kendimize bir ayna olacağız bakalım. 


 Anne dikkati

Bebeğimiz doğduğu günden beri eşimle aramızdaki soğuk bir savaştır televizyon konusu. Ben bebeğin televizyondan olabildiğince uzak tutulması gerektiğini düşünüyorum. Zaten bir süre sonra bizim elimizden çıkacak o kumanda öyle değil mi? İlk başlarda bebeğimizi hep televizyona ters oturtturduk. Zaten bize baksın da yüzünü görelim düşüncesindeydik. Sonra oyun halısı maceraları başladı. Bebeğimizin TV seyrettiğini farkettik. Bakmasın diye görüş alanına hep engeller koyduk ama televizyon bir şekilde ilgisini çekiyordu. Sonunda biz de ara sıra izlemesine karar verdik. Bu ilk mama deneyimlerimizle başladı. Eşim çocuğu yedirirken televizyonu açtı. Böylece o ona odaklandığından kaşık kaşık mamaları dakikalar içerisinde yedirip olaydan sıyrılıyordu. Ben yedirirken ise belki yarın saat sürüyordu diyebilirim. Oyunlar konuşmalar falan.

Şimdi ise bebeğimiz 22 aylık oldu ve çoğunlukla televizyon karşısında yemek yiyor ya da arabalarıyla oynarken. Benim çok sevdiğim bir durum olmadı ama artık alıştı yapılabilecek birşey yok.

Ben ise sabah kalkınca kahvaltı hazırlayıncaya kadar bir program seyretsin diye TV karşısına bırakıyordum ki o da alışkanlık oldu. Sabah kalkınca TV karşısındaki kanepeye uzanıyor battaniyeyi üstüne alıyor ve kahvaltı hazırlanıncaya kadar seyir halinde.

Bundan ne kadar kurtulabiliriz hiç bilmiyorum ama TV kumandasıyla kontrole başladığı şu aylarda artık kontrolün yavaş yavaş ona geçtiği bir gerçek. Bizim ise tembelik yapıp onunla saatlerce oynamak yerine TV karşısında oturmak ve dinlenmek istediğimiz gerçeği yukarıda bahsettiğim gerçeği çok fazla destekliyor.

Peki TV de neler seyrediyoruz. Öncelikle ben bebeğime Baby TV seyrettirmeyi hep tercih ettim. Çünkü yavaş görüntü çok müzik var. Yorucu değil ve öğretici. Daha sonra Pocoyo seyrettik ama şu an en sevdiğimiz Pepee. Calliou ise arada denk gelirse. Çoğunlukla bu aralar kendi tercihte bulunuyor. Arabalı şeyler (Çufçuflar diyarı, Olly, Pororo ve yarışan arabalar gibi) varsa işin içinde bizimkisi heyecanla seyrediyor. Matsupilami, ben10 gibi çizgi filmlerden ise onu uzak tutuyorum.

Çok nadir de çizgi sinemaları seviyor ve izliyor. Daha küçükken Mio Mia gibi hamur tarzı çizgi filmlere de çok gülüyordu ve internetten bunları yemek yerken açıp seyrettiriyorduk. Yapmayı asla istemedim ama yemek yerken çizgi film seyretmesi benim de şu an işime geliyor. 

Televizyon ile büyüyen baba

Çocukken televizyona bağımlı derecesinde bağlı olduğumu çok iyi hatırlarım. Ama bu sadece televizyonu donuk bir şekilde seyrederek olmadı. Haftasonları kalkar kalkmaz televizyon açmak, yemeği televizyon karşında yemek belki de en sevdiğim aktivitelerdendi. Bununla birlikte özellikle ilkokul zamanlarında 21-22 saatleri arasında yatağa gönderilmeyi de yaşadım. Belki akranlarım televizyon izlemeye devam ederlerdi ama ben uyutulmasam bile en azından yatak odasına gönderilirdim. Oyuncaklarımla oynarken bile televizyonun açık olmasını isterdim ki salonumuzda şenlik olsun.

Bu derece televizyon ile büyümüş biri olarak belki de şu ana kadar ki yaşadığım tek dezavantajım olarak televizyon açma gereksinimini hissettim diyebilirim. İşten gelince tv açarım, yemek yerken tv açarım ha izlemek de şart değil açık olsun :)

Şimdi sıra benim oğluma geldi. Çoğu zaman sakinleştirme konu değiştirme aracı olarak televizyonu kullandığım bir gerçek. Yemek yedirirken aklı televizyona gittiğinden süre kısalıyor yemek seçmeyi azaltıyor. Bezlerken ya da banyodan çıkarttığımızdaki agresif tavırı ve bağrışmayı engellemek için televizyon ilaç gibi geliyor. Yani çoğunlukla silah olarak kullandığım televizyonu aslında çok az bir şekilde bizi rahat bıraksın mantığıyla kullandırtıyorum.

Her ne kadar sabahları kalktığında televizyon karşısına sakinleşmesi için bıraksam da (bizim oğlan sabah kalkınca agresif olabiliyor) annemiz buna hala alışabilmiş değil. Akşam geldiğimde de yorgunluk ve oğlumuzun aşırılık durumuna bağlı olarak beni rahat bırakması için kullandığım oluyor.

Filmlerdeki aksiyon dolu sahnelere hemen dönüp bakmaya başlasa da temel olarak onun yaş grubuna hitap eden Baby Tv, Luli, Yumurcak, Planet çocuk gibi kanallardaki programları izletiyoruz. Hatta bu kanallarda bile seçici davrandığımızı söyleyebiliriz. Zaten son zamanlarda oğlumuz da her yayını izlemez oldu. Hatta en sevdiği programlardan bile sıkılır oldu. Bu da bebeğimizin televizyonla ya da televizyon karşısında büyüyen  bir bebek olmadığını, büyürken televizyonu da kullandığının bence en net göstergesi diye düşünüyorum.

Başlangıçta annemizle bu konu hakkında fazlaca tartışma yaşamış olsak da annesinin geldiği nokta çaktırmasa da beni geçecek gibi. Sonuç olarak tüm serbestliği bebeğinize bırakmadan, seçici davranarak, aşırıya kaçmadan, televizyon izletirken bile onu takip etmeniz şartıyla (bence donup kalmaması bazen sıkılması gerekiyor) özellikle de bazı işlerin yapılabilmesi için yardımcı gerek olarak kullanmada en azından kendi oğlumuz için sakınca görmediğimi belirtmek isterim.

[Devamı...]

16 Şubat 2015 Pazartesi

Evimiz İşgal Altında

Oğlumuz artık bebeklik formundan çıktı. Bir birey gibi evin her yerinde varlığını hissettiriyor. Hatta öyle ki evimiz işgal altında diyebiliriz.

Yayılan Çocuk


bebek çadırıİki gönül birleşince samanlık seyran oluyor elbette. Biz de evimizi bu mantıkla kurduk. Çocuk düşüncemiz olduğu için ilk etapta çok pahalı, çok kaliteli ve çok gösterişli şeylerden kaçındık. Çocuklu sıradan bir ailenin düzenini örnek aldık. Çocuk odamız başlangıçta misafirlerimizin kalabileceği şekilde düzenlenmiş bir odaydı. Bu odaya yaptırdığımız yüklüğün bir kapağını da çocuk dolabı olacak şekilde düzenledik. Ama gelin görün ki bu dolap zamanla bizim isteklerimize fazla cevap verdi ve çocuk için olmaktan çıktı. Annemin de teşviki ve maddi desteği ile odaya bir çocuk dolabı aldık. Güzel de oldu yatağına uygun onun gibi küçük boyutlarda bir dolap.

Daha sonra oyunlar oynamaya başladı bebeğimiz. Etrafta zamanla hızla artan oyuncaklar (exponansiyel olarak artış gözlemledim :) ama bir türlü doyuma gitmiyor). Bu oyuncaklar ilk etapta salonda yerlerini aldı sonra büyüdükçe kendi odasını doldurdu. Evin köşelerinde bisiklet, yürüme yardımcıları, erkek çocuğu sayısını bilmediğim arabaları, zamanla boya kalemleri, ilk kelimelerim kitapları falan birikmeye başladı. 

buzdolabı harfler6 aydan sonra yemek yemeğe başladığı için mutfakta ona ait kaşıklar, çatallar, tabaklar, biberonlar, kaşık mamaları, bisküviler, zamanla çikolatalar, tatlılar vs. Mutfağa da yayılan çocuğumuz son günlerde buzdolabı üzerinde dizdiğimiz magnetik harfler ile ve mutfak kapısına asılabilen salıncağı ile mutfağımızı da işgal etti. 

Bir ara banyomuzu da fazlasıyla işgal etmişti. Lazımlığı, küveti, duş oyuncakları vs. Bir gün dayanamayıp hepsini banyodan çıkardım elbette. Ne yazık ki banyomuz bize bile zor yeterken Kadir Bey'in işgali için bayağı küçük kalıyor. 

Ve balkonlarımız. Çiçekler kaldırıldı, balkon kenarı dışarıyı görebileceği şekilde ayarlandı, tehlikeler ortadan kaldırıldı. Balkonda yazın sallanması için salıncak kuruldu. Yerler halıyla kaplandı. 

Ve dış kapının önü. Kapımızın önü normal apartman dairelerinden farklı olarak tamamen bize ait, tabi bu en üst katta olmanın da bir avantajı. Kadir'in ayakkabıları, bebek bisikleti ve eskiden mutfakta duran ve artık Kadir'in bezlerinin atıldığı çöp kovası ile bu alan da Kadir Bey'e tahsis edildi.

Geceleri de elbette odasında yatmak yerine yanımıza taşındığı için her sabah yorganı ve yastığını odamızdan odasına taşıyoruz.

Bu arada salonun ortasındaki çadırdan, kendi odasındaki oyuncak toplama kutularından ve balkondaki eskilerinden, dolabın üstündeki ve balkondaki beşiklerinden de hiç bahsetmeyeceğim. Ardiyedeki anakucağı, oyun halısı falan onların lafını bile etmeyeceğim.

1 m boyu bile olmayan bu yaratık işte evimizi bu şekilde işgal etti ve etmeye de devam ediyor. 

Bebek evi


Daha doğmadan çocuk odası hazırlıklarıyla evimizde kendine yer edinen bebeğimiz, büyüdükçe evdeki nüfuzunu iyiden iyiye hissettirmeye başladı. Beşik, dolap, bebek arabası, ana kucağı diyerek almaya başladığımız bebek eşyalarına günden güne mama sandalyesi, bez stokları, oyuncaklar  gibi farklı eşyalar eklemeye başladık.

Annemizin biraz fazla araştırmacı ve hevesli olması nedeniyle ilk göz ağrımız oğlumuza yaşından büyük oyuncaklar, ileride kullanabileceği lazımlık, bisiklet... almaya başladık. Alınan her eşya 75m2lik evimizde yer almaya başladı. Balkona koyabildiklerimizi balkona, tedavülden kalkacak belki bir kardeşe kalacak ürünleri paketleyip çatıya (çatı arasını kullanabiliyoruz çok şükür), dışarı çıkarken kullanılacak bisiklet, bebek arabası, ayakkabı koleksiyonunu kapı önüne olmadı arabaya derken evde yer açma çalışmalarımız dışarıya taşarak halen devam ediyor.

Bebeğimiz ayaklandıktan sonra alınmaya başlanan her yaş grubuna ait oyuncakların akraba ve arkadaşların aldıklarıyla birlikte artık saklanamayacak duruma gelmesi sonucu ayağımızın altında gezinmelerine (üzerine bastığımızda acıtmadıkları sürece) kabullenir olduk. Çok şükür alım gücümüzün olması ve çocukluğumda fazlaca oyuncakla büyümemden dolayı fazla itiraz etmiyorum. Fazlaca itiraz diyorum çünkü günümüz tüketim toplumunda bazen aldıklarımızın çok da gerekli olduğunu düşünmüyorum. Ama bir taraftan da oyuncağa alışmasını oyuncakla vakit geçirmesini istiyorum ki ben öyle büyüdüm ve sıkıntısını yaşamadım söylediklerine göre anneme babama da yaşatmadım :)


İki yaşına iki ay kala evin her yerinde özel eşyası bulunan, her an odadan odaya taşınabilen günlük kullanım eşyaları olan (yatak, biberon, oyuncaklar...) ve artık kendi odasına sığamayan bir aile bireyimiz var. Şöyle işten gelip kendinizi kanepeye bıraktığınızda sırtınıza batan oyuncakla, gece su içmeye kalktığınızda ayağınıza dolaşan arabasıyla, her yemekte yanınızda olan mama sandalyesiyle, akşam faklı odada uyuduğu halde yanımızda uyanan dolayısıyla gecenin bir vaktinde biberonu, yastığı, battaniyesi ile yatağımıza ve artık hayatımızın içine tamamen girmiş, evimizi işgal etmiş bu aile bireyini sevmiyor da değiliz :)

Bütün bu işgal olaylarından neden bahsediyoruz derseniz, bebek düşüncesiyle başlayıp kafanızda planladığınız ev ve aile düzeninin fazla hayal ürünü olmaması için kısa bir örnek olmasını istedik. Baştan kabullenirseniz keyifli olur diye düşünüyorum. Sırf bu yüzdendir orta sehpaya, süs eşyalarına itirazım :)
[Devamı...]
 
Copyright © . Anne ve Baba Gözünden Bebek Gelişimi - Posts · Comments